HÂKİM AMCA

Filenin içinde üç kesekâğıdı vardı. İçleri doluydu. Birinde elma, diğerinde portakal, üçüncüsünde ne olabilirdi? Soğan ya da patates olma ihtimali yüksekti. Fileyi, avuç içini çengel görevi yaparak tutuyordu. Adımlarını eve doğru ağırdan atıyordu. Düşünceliydi ama neyi düşünüyordu?

00:00:00 | 0000-00-00
-- Adversting 5 --

 HÂKİM AMCA

Filenin içinde üç kesekâğıdı vardı. İçleri doluydu. Birinde elma, diğerinde portakal, üçüncüsünde ne olabilirdi? Soğan ya da patates olma ihtimali yüksekti. Fileyi, avuç içini çengel görevi yaparak tutuyordu. Adımlarını eve doğru ağırdan atıyordu. Düşünceliydi ama neyi düşünüyordu?

Tuhafiye dükkânının önünden geçerken Seydi’nin sesiyle adımlarını hepten yavaşlattı:

“Hâkim Amca buyur gel; birlikte birer çay içelim!”

Kararsız olsa da, biraz soluklanmayı tercih ederek, tuhafiye dükkânından içeriye girdi. Kapı ağzının karşısında, yünlerle dolu olan tezgâhın önündeki tabureye oturdu. Hal hatır sorulması kısa bitti.

Çayları şişko Kerim getirmiş ve gelmesiyle gitmesi bir oldu. Çaylar içilirken Seydi, ona çaktırmadan bakıyordu. Çöken yüz hatlarını inceledi. Yılların yorgunluğu suratından okunuyordu.

Seydi, Hâkim Amcayı tanıdığında bu kadar çökmemişti. O yıllar emekli olmuştu. Neden bu semte geldiğini? Meslektaşlarının, ensesi kalınların yerleşim birimlerinde bir ev alıp oturmadığını yıllarca düşünmüştü? Günler birbirini kovalarken Seydi büyüdü. Evlendi çoluk çocuğa karıştı.

Tuhafiye dükkânını açtığında onunla yakınlaşması zaman içinde oldu. Sonrada aradaki yaş farkına bakmadan arkadaş oldular. Hâkim Amcanın iç dünyasındaki sırları böylelikle keşfetmeye başladığında ona hayranlığı da arttı. Hâkim Amca akşamüzeri işçi kahvehanesine birkaç saatliğine takılırdı. Garsonundan, ocakçısına, müşterisine hepsi onu Hâkim Amca diye tanırdı.

Hâkim Amca Adliyede davası olana yol gösterir, dilekçesini yazar, nasıl yol alacağını anlatırdı. Birçok davayı avukatsız olarak bazı kişilere kazandırmıştı. Karşılığında para aldığı duyulmamıştır.

Okey oynamayı çok severdi. Dudak tiryakisiydi. Sigarası ağzından hiç düşmezdi.

Hâkim Amcanın evine adliyede sorunu olan istediği zaman çat kapısının zilini çalıp, misafir odasında karşılıklı koltuklara oturup konu hakkında konuşurlardı.

Seydi sessizliği dağıtarak:

“Ali amca ile Nilüfer’in kızı Selma Hukuku tutturmuş. Senin meslektaşın sayılır.”

Hâkim Amca hafiften tebessüm etti. Gözleri kapıya doğru sabitlenmiş durumdaydı. Seydi ona bakınırken:

“Bir sorun mu var?”

Hâkim Amca yüzünü ona çevirdiğinde:

“Selma’nın duygularını en iyi anlayanlardan biri benim. İçi içine sığmıyor, her yöne taşıyordur. Düşüncesinde birçok düşünce dolaşıyor.

Ben zor koşullarda okudum. Köyden başkente geldiğimizde, bir semtte kahvehane açmıştık. Bizim ailenin gençleri işletiyordu. Okul masraflarımı, oradan çıkardım. Aynı zamanda hemşerilerimizin buluşma mekânıydı.

Selma’nın burada okuluna gitmesi büyük bir avantajdır.

Asıl yaşamın inceliği dediğimiz, düzenin iğrenç yüzünü yaşayarak, mesleğini uygularken net olarak görecektir. Halk insanı olmak ya da puşt olmak ikileminde karar verme aşamasına geldiğinde, yol ayrımını yapacaktır.

Hâkim, savcı olmak dışarıdan bakıldığı kadar cazip bir meslek dalı olabilir. İşin içine girdiğinde utanma duygun varsa iğrenirsin. Adalet dağıtıcıları bizler! Bizden öncekiler gerçekten adaleti uyguladık mı? Yoksa formalite olsun diye bir süs bitkisi miydik? Neydik?”

Seydi onun konuşmasını böldüğünde:

“Adaletin adalet dağıtmadığını, çıkar ilişkilerine dayandığını eşitliği, toplumsallığı savunan ağabeylerimizin konuşmalarından biliyordum. Yaşamımda ilk defa kendi mesleğini eleştiren bir tek seni tanıdım.

Gazetede yazılanlardan, televizyondaki adli vakalarda yaşananları göz önüme aldığımda kurumsal şirket dediğimiz pekte adil değilmiş.”

Hâkim Amca hafiften güldüğünde:

“Yasalar önünde her yurttaş eşittir. Kitapta böyle yazılmış, gerçekten eşit midir? Hâkimlik yaptığım sürece bu gibi soruların yanıtlarını aradım. Arada büyük uçurum var. Vicdanınız ne kadar vicdanlıdır? Yoksa vicdanınız kaypak mıdır?

Diyelim vicdanınız var. İktidar partisinden ya da koalisyon hükümetinden ve askeri darbelerde yukarıdan bir emir gelir. Bu davayı falanca kazanacak!  Burada vicdan nerede? Firar etme olanağı var mıdır? Yoksa direnme hakkını mı kullanacaktır? Karar vermek çok zordur.

Selma göreve başladığında pırıl pırıl bir insan, heyecanlı mı heyecanlı olacaktır. Sonra ruh ve hali bağlı olduğu makamla devamlı çelişecektir. Uysam mı? Uymasam mı? Bir ara, içinden diyecektir. ‘Nerden seçtim bu mesleği?’ Kendisiyle her an boğuşacaktır. ”

Seydi gözlerini dikmiş ona bakınıyordu:

“Bir soluklan! Birer çay daha içelim. Memleketimden incileri konuşmaya devam ederiz.”

Çaylar söylendiğinde Hâkim Amca konuya farklı bir açıdan girdiğinde:

“Benim branşım Hukuk Hâkimliğiydi. Eşlerin boşanma işine bakarken, tapu ve kadastro anlaşmazlığına da bakardım. İlk önce bir anımı anlatayım:

“Koalisyon hükümetinde A Partisinin bir milletvekili bana bir aracıyla yazı göndermişti. Partimizin üyesi falanca şahısın istediği yerden falan filan kayrılmasına… Cart ve curt. Denilmişti.”

Mide bulandıran neydi? Kardeşler arasında bir miras davası görülüyor. Anne, baba toprağın altındadır. Kardeşler mal mülk derdine düşüp en iyi yeri ben alacağım kavgasında başaktörleri oynuyorlar. Çocukları, enişteleri, gelinleri, uzak akrabaları halkaya eklendikçe kardeşlerin kavgası büyüyor. Sonrada jandarmalık oluyorlar. Adliye koridorunda bana geliyorlar.

Bir mide bulandıranda? Devletin bağımsız makamı bağımlı hale gelmiş, oyuncak olmuş! Gelip geçici vekil emir veriyor. İkilem arasında kalmamı sağlıyor. Başka yere, en ücra köşeye gitmeyle beni tehdit ediyor. 

Ben de bildiğimi okudum! O şahsa istediği yeri vermedim. En ücra tarlayı ona verdim. Değerli yeri hepsine verecek halim yoktu. İki kişiye verdim.

Olay böyle olunca ben de sürülme psikolojisiyle bir süreliğine baş başa kaldım. Ne yalan söyleyeyim. Ha bu gün ha yarın derken, milletvekilliği seçimleri geldiğinde o şahıs adaylığını koymamıştı. Ben de rahat bir nefes aldım.”

Seydi ona bakarken:

“Daha önce niçin anlatmadın? Adaleti temsil eden o kadın heykelinin hasarlı olduğunu biliyordum. İlk ağızdan duymak daha ilgimi çekti.”

Hâkim Amca kolundaki kol saatine baktı:

“Adaleti temsil eden o figür var. Sadece temsilidir. Bizim ülkemizde çivileri hepten çıkmış, yara bere içinde kalmıştır. Adalet Adaletlikten çıkmış, ırzına geçilmiştir.

Yasaları yapanlar kendilerine sıra gelince uygulamıyorlar. Aşağı tabaka nasıl uysun? Teknoloji her yönüyle değişiyor, gelişiyor. Olanlar anında şap diye etrafa saçılıyor. Güvensizlik başlıyor. Bozulmaya meyilli bir toplum yapısı ortaya çıkıyor.”

Selma içeriye girdiğinde konuşma anında kesildi. Seydi:

“Hoş geldin. Hâkim Amcada burada.”

Selma Hâkim Amcanın elini öptükten sonra:

“Hâkim Amca sen de eski kanun kitapları var mı? Varsa bana verebilir misin? Anı olarak saklarım.”

Seydi konuşmayı bölerek:

“De gidi de! Kızım şimdilerde zırt pırt kanunlar değişiyor. Maddeler keyiflerine göre çıkıyor. Sen biriktirmeye başlarsan, ayrı bir ev kiralamak zorunda kalırsın?”

Selma konuşulandan hiçbir şey anlamaz. Üzerinde toyluk tozları vardı.

Selma’da bir tabureye oturdu. Cıvıl cıvıldı. Hâkim Amca onun moralini bozmak istemiyordu ama gerçeği de anlatmalıydı. Ama nasıl bir yol izlemeliydi?

“Yaşadığın zaman dilimi geride çakılı kalacaktır. İşe başladığın anda yaşamında derin çalkantılar, uçurumlar olacaktır. Çelişkileri de, zıtlıkları da, doğruları da birlikte getirecektir. Her olayın iç içe olduğunu göreceksin. Karar anında kararı hakkıyla verecek olan sensin. Yüreğini dinleyeceksin. O da senin vicdanındır.

Karşına gelecek kim olursa olsun küçümseme, makam sahibiyim diye havanı kötüye çekme. Karşındaki de bir insandır.

Yıllardır karşıma birçok insan çıktı. Konuşmalarında doğruluk payının ya da eksik yanının ne kadar olduğunu bilirdim. Hiçbir zaman karşımdakini bozup atmadım. Gerekeni yaptım. Karşındaki kişinin dili, kültürü, ten rengi de farklı olabilir.  İnsan olarak gördüğün sürece sorun olmaz.

İşine gelmeyene kalın çizgini çekersin. Dalaşmaya gerek yoktur. Bu bir korkaklık değildir.”

Selma konuşulanları aklının bir yerinde kayda alıyordu. Yalnız kaldığında ne demek istediğini anlayabilmek ve yolunu çizmek içindi.

“Hâkim Amca biraz bulmacaya benzer konuşma yaptın. Mesleğini yaptığından mutlu musun?”

“İstersen şöyle başlayayım! Şu anda karşımda benim halim duruyor. Gençliğim duruyor. Taşıdığın tüm heyecanı geçmiş zaman diliminde ben de taşıdım. İşe başladığımda karşıma bambaşka bir yaşam çıktı. O anda bocalama dönemine girdim. Yolumu suyun akışına benzer bir çözümlemeyle buldum.

Senin yapacağın; sadece onurunu koru! Adalet dağıtacaksan yüreğini dinle. Yalnız her kanun maddesi doğru değildir. Kişilerin çıkarlarına göre hareket eden birçok madde vardır. Onu da mesleğine başladığında ilerleme sağladığında ne demek istediğimi anlayacaksın. Anlattıklarımdan ürkme. Mesleğini yap ama yaşadığımız yerin adaletini iyi gözlemleme yap!

Yasa güçlülerden yana olmamalıdır. Bir insan zümresini kayırmamalıdır. Yasalar varsa ona en üst yöneticileri de uyması gerekiyor. Ne yazık ki zaman diliminde yasa, kanun maddesi çıkarlar üzerinden gidiyor. Güçlülerin egemenliğinden söz ediyorum.”

Sema konuşma karşısında kafası karıştı. ‘Hâkim Amca ne demek istiyordu?’ Diye aklından geçirdi.

Hâkim Amca Semaya baktığında:

“Meslektaşlarımın içinde malvarlığı çok olan vardı. Nereden geliyordu bu bolluk? Çoğu orta halli ailelerin çocuklarıydı. Haklarında araştırma yaptığım kişiler oldu. İki villası ve sahil kenarında yazlığı olanlarla, dört, beş dairesi olan kişiler vardı. Alınan aylıkla bunları alabilmek hayaldir. Buda mesleğin utanç tarafıdır.

Benim bunlar hakkında dava açmam gerekirdi. Çok düşündüm ama bu işi kaldırıp kaldıramam arasında gidip geldim. İşte adaleti sağlayan bir adam olarak karşınızdayım?”

Selma neredeyse okula gitmeyecek duruma geldi.  Kendini toparlar toparlamaz:

“Hâkim Amca, yasalar var. Bence şikâyet etseydiniz? Herkes yaptığının bedelini ödemelidir.”

Hâkim Amca gülümsedi ama:

“Ah be kızım! Aynı bensin… Dediklerime inanmak istemiyorsun. Göreve başladığında araştırmacı ol!  Bakıp görmeyenlerden olmayasın. Zamanla beni anlayacağını umut ediyorum.

Seydi ile konuşmuştum. Sana da anlatayım. Ceza Hâkimliğini, savcılığı istemedim. Sorumluluğu çok ağır. Yanlış bir karar vermede karşındakini dört duvar arasında tüketirsin. Asıl anlatmak istediğim; verilen cezalarda ilk önce kanun yapıcılar kendilerini sorgulamalıdır. Kaçta kaçımız adaletin tartısına sadık kaldık?

Suçlu diye içeriye atılan kişinin, güvenlik güçlerinin elinden geçerken, baskı ve zor kullanmayla suçu üstüne alan sayısız insan var. Bizler bu gibi konuları sorgulamalıyız. Ağamsın, paşamsın demeyle, el pençe durmayla bu işler olmaz.”

Selma hepten umutları suya düştü. Gülümsedi ama gülümsemesinde bir tuhaflık vardı. İzin isteyerek oradan ayrıldığında, Hâkim Amca başını hafiften öne eğdiğinde:

“Kızın hayalleri yerle bir oldu. ‘Adaleti bir zamanlar sağlayan adam bunamıştır’ diye düşünebilir?  Hepimizin adaletten önce insan, doğa ve hayvan sevgisine ihtiyacımız vardır.”

Seydi durgunlaştı ve birden:

“ Herkes adaleti kendi tekelinde değerlendiriyor. Cezalar garibana kesiliyor. Güçlü olan parasını konuşturuyor. Bu açıdan bakılırsa tükenmişlik, kokuşmuşluk adaletin terazisiyle yoluna devam ediyor.”

Hâkim Amca ayağa kalkarak:

“Vakit kaybetmeden bende gideyim.”

Kapıdan çıkarken, bir anlık durdu. Başını geri çevirdiğinde:

“Sana bir itirafta bulunacağım! Son durakta bulunduğum makamda Hâkimliğimi yaparken, dosya alma yeri, daha doğrusu dosyaların yeri benim odanın sağında ikinci odadaydı. Ben ara sıra gazoz, çay içerken orada çalışanlara ısmarlıyordum.

Yıllar öyle ya da böyle geçse de, emeklilik vakti geldi. Zamanında ayrıldım. Üç ya da dört ay bir boşlukta kalmış hissine kapıldım. Avukatlığa başladım. Müvekkilimin dosyasını istemeye gittiğimde, orada çalışanlardan Rıza, Şemsi ve diğerleri aynı lafı bana hep kullandılar:

“Hâkim Bey çay ısmarlasana?”

Yaptıkları bir dilencilik örneğiydi. Aklım ermedi! Yıllarca ben bu insanlara çay, kahve, meşrubat ısmarladım. Bir gün Ayhan, Hikmet ve diğer avukatlar bana bir gerçeği açıkladılar:

“Dosyaların bulunduğu odadaki çalışanlara, dosya arasına sıkıştırdığımız paraları veriyorduk. Bu iş sen gelmeden öncede böyleydi. Adına çay parası deniliyor.”

Rengim değişti. Kendimi olduğum yerde dönüyor hissettim. Enayi yerine koyulduğumu geçte olsa anlamıştım. Hani ben insanları şıp diye tanıyan ben. Demek ki dosyaların olduğu odadaki çalışanları tanıyamamışım.

Bu dosya paraları kimden çıkıyordu? Müvekkillerden. Ben kesinlikle dosya paralarını onlardan almadım. Avukat ücret tarifesine sadık kaldım.”

Seydi ona bakarak:

“Günümüzde nasıl?”

Hâkim Amca dudaklarını buruşturduğunda başını salladı. Derinlere dalıp geldiğinde:

“Teknoloji değişse de insan beyni kendisini yenilemiyor.  Dün Rıza, Şemsi ve diğerleri, bugün Hatice, Hülya diğerleri… Yukarısı aşağısı birbirinin aynısıdır. Bir şeyler değişmeli ama eski kafa mantığıyla değil.”

Hâkim Amca dönen paslı çarkı durduramadığı için kendisini sorumlu tutuyordu. Seydi sandalyesine oturmuş, düşünce denizine dalış yapmıştı.

Adliye bildiğiniz adliyeydi. Sizlerin anlayacağı şimdiki zamanda değişen bir şey yok! Çark, dostlar alış verişte görsün hesabı, usul usul dönüyordu.

Hüseyin Habip Taşkın

07.07.2018

-- Adversting 6 --


ETİKET :  

Tümü