"Kapitalist Moderniteye dayali son yüzyilin baski, imha ve asimilasyon politikalari; halki baglamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeslik hukukunu inkar eden çabalarini ifade etmektedir. Günümüzde artik tarihe ve kardeslik hukukuna ters düstügü iyice açiga çikan bu zulüm cenderesinden ortaklasa çikis yapmak için hepimizin Ortadogu'nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarliklarina uygun sekilde demokratik modernitemizi insa etmeye çagiriyorum."
Abdullah Öcalan'in Amed Newroz alaninda bir milyon kisiye okunan mektubunda kim ne tespitler pesinde kosarsa kossun, gerilla güçlerine yaptigi 'çekilin' çagrisindan sonra en önemli cümlesi buydu. Esasen gerilla güçlerinin sinir disina çekilmesi ve demokratik siyaset modelinin önünün açilmasi 'demokratik modernite' paradigmasinin içinde yer aldigi için bu cümleyi mektubun basat cümlesi olarak okumak da yanlis olmaz. Herkes mektubun dogurmasi muhtemel pratik sorunlara odaklanmis durumda. Elbette ki 30 yili askin bir süredir oluk oluk kan akan bir ülkede bu odaklanma çok anlasilir bir sey.
NE OLACAK?
O nedenle Öcalan'in mektupta verdigi iki temel mesajdan birincisine öncelikle bir göz atmakta fayda var. Lafi döndürüp dolastirmadan "Bundan sonra ne olacak?" sorusuna yanit arayalim önce. Bu sorunun cevabi, AKP ya da PKK cephesinden bakildiginda da ayni sonuçlara isaret ediyor.
Silahlar hemen susacak. Uzun ve belki de kalici bir çatismasizlik sürecine girilecek.
Mayis ayi sonlarina kadar gerillanin sinir disina çekilmesi tamamlanacak.
Diger yandan bu önemli gelismeler olurken, "Kürtler ne elde edecek?" sorusu ortaya çikiyor. Iste bu sorunun AKP ve PKK cephelerinden verilen yanitlari farkli olacak. AKP, Imrali sürecinde benimsenen protokollere uyarsa, öncelikle gerillanin sinir disina sag salim çikabilmesi için gereken tedbirleri almak zorunda. Her ne kadar 'pazarlik yok' cümlesini AKP son zamanlarda pek sever olduysa da, bu adimlar kendiliginden atilmiyor. Ama sinir disina çekilmenin hazirlik süreci, ayni zamanda AKP'nin hapishanelerde rehin tuttugu 10 bine yakin Kürt siyasetçi için de bir özgürlestirme hamlesini gerektiriyor. AKP'nin baslangiç olarak bu iki konuda atacagi adimlar, sürecin yürütülebilmesi için olmazsa olmaz konumda.
TIKANIKLIGIN AÇILMASI
PKK cephesinden bakarsak da, Öcalan'in çagrisina Kandil'in verdigi yanit aslinda her seyi anlatiyor. Kandil, AKP'den gelecek karsi adima kilitlenmis durumda ve protokollerde verilen sözler ne kadar hizli yerine getirilirse gerillanin sinir disina çekilmesini de o kadar çabuklastiracak. Özellikle KCK tutuklularinin serbest birakilmasi, tikanmis olan demokratik siyaset kanallarinin yeniden açilmasi olarak yorumlanacak ve silahsiz siyaset böylelikle öne çikacak. Sinir ötesine çekilme sonrasinda PKK'nin beklentisi demokratik siyaset kanallarindaki diger tikanikliklarin da açilmasi. Yani bir baska deyisle seçim barajinin düsürülmesi, siyasi partiler yasasinin demokratiklestirilmesi ve nihayetinde yeni anayasanin Kürtlerin ve diger azinliklarin kimliklerini, haklarini ve özgürlüklerini güvence altina almasi. PKK tüm bunlarin bugünden yarina gerçeklesmeyeceginin farkinda ve atilan adimlarin niteligine göre, ya tekrardan silahli güçleriyle dönüs yapacak ve süreç o an imha olacak ya da Türkiye topraklarinda silahli mücadele çizgisini tamamen defterinden silecek. Kandil'den zikredilen "Savasa da barisa da haziriz" cümlesinin anlami burada.
ASIL TEHDIT AKP
Silahin sinir ötesinde de olsa masada kalmaya devam etmesi, AKP tarafindan sürekli zikredilecek ve neden adim atmadiginin gerekçesi olacak ama bu, süreç önündeki tehditlerin belki de en hafifi. Sürecin asil engeli ise AKP'nin bizzat kendisi. Demokrasi algisi her alanda baskiyi sürdürürken dört yilda bir sandigi halkin önüne koymak olan AKP, PKK'nin öngördügü yeni tipte bir demokratik siyaset düsüncesini hayata geçirmekten çok uzak. AKP, demokratik siyasetin önünü açacak demek, AKP'nin fasist karakterini tanimamak demek. Baska bir ifadeyle, Öcalan'in mektubunda da zikrettigi türden bir demokratik siyasetin önünü açan bir AKP'nin artik bildigimiz AKP olmamasi demektir ki, bu ham bir hayalden ibarettir. Mektup, zaten Öcalan'nin bu konuda hiç de hayalci olmadigini gösteriyor. Demokratik siyaset, AKP eliyle ya da gökten zembille gelmeyecegine göre, önümüzdeki dönemi sekillendirecek olan hayli sert geçecek bir demokrasi mücadelesi olmali.
DEMOKRATIK MODERNITE
Imrali'da 13 yili askin bir süredir tutulan Öcalan'in mektubunda öne çikan diger unsurun muhtemel pratik gelismelerden daha önemli oldugunu yinelemek gerek. Çünkü bu unsur, 'Kürtler hiçbir sey elde etmiyor' diye düsünenlere de yanit niteliginde. Öcalan iki önemli vurguyla Kürt siyasetçilerine ve bu siyasetin tarzini yakindan izleyenlere gelinen noktayi ve gelecekte neyin hedeflendigini gösteriyor. Birinci vurgu su: "Biz, onlarca yilimizi bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakârliklarin, bu mücadelelerin hiçbiri bosa gitmedi. Kürtler öz benligini, aslini ve kimligini yeniden kazandi. (…) Yok sayan, inkar eden, dislayan modernist paradigma yerle bir oldu." Baska bir ifadeyle, Öcalan, kimlik mücadelesinde gelinen noktanin Kürtler için bir zafer oldugunu herkese duyurdu. Mektuptaki ikinci vurgu ise hedefi tarif etti: "Ortadogu'nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarliklarina uygun sekilde demokratik modernitemizi insa etmeye çagiriyorum."
KAPITALIST MODERNITE
Mektubun temel felsefesini yansitan bu cümleler kimilerine sasirtici gelse de Öcalan tarafindan yillardir savunuluyor. Öcalan, AIHM'e gönderdigi ve daha sonra üç kitap halinde yayinlanan dilekçesinde, zaten son derece kapsamli bir biçimde 'demokratik modernite' tezini ortaya koymustu. Bu tez, bazi akli evvellerin dile getirdigi gibi sisteme entegre olmayi degil, aksine tamamen sistem disi. Üstelik bu tezin sahibi, barisin hiç de çantada keklik olmadigini da biliyor. Öcalan'a göre asil gücü "Tüm ütopyalari her renge bürünen ve en degme sihirbaza tas çikartan kendi liberalizminde bogmasi"ndan gelen kapitalist modernitenin, biçtigi rol dikkate alinirsa "Türklük ne kendi adina savasabilir, ne de barisabilir." Çünkü "Kapitalist modernitenin ona biçtigi rol, Türk halki da dahil tüm Ortadogu halklarinin kapitalist sistemin baski ve sömürüsüne açik hale getirilmesinde kaba bir jandarma rolünü oynatmak, kendisine bekçilik ve gardiyanlik yaptirmaktir."
BARIS IÇIN MÜCADELE
Iste böyle. Öcalan'in mektupta yaptigi 'demokratik modernite' vurgusu, nihai barisin nasil gerçeklestirilebilecegine dair çok uzun ayrintilarla dolu olan yol haritasina yapilan net bir gönderme. O yüzden mektup, 'silahlar sustuysa her sey bitmistir' diye düsünenlere, çok açikça yeni bir mücadele çagrisi niteliginde. Silahlarin susmasi barisin gelmesi demek olmadigina göre, mektubu okuyan Kürtler, çok daha zorlu bir mücadele asamasina geçildigini anladi. Üstelik Öcalan'in üzerlerine eskisinden daha agir bir görev yüklediginin de farkindalar.
ERTUGRUL MAVIOGLU