Çok degil birkaç hafta önce, 22 Mayis tarihinde ABD Merkez Bankasi Baskani’nin yaptigi bir açiklama, ekonomilerinin çarklari disa bagimli ülkeler için yeni bir dönemin baslangicina isaret etti. Baskan Ben Bernanke, ilk kez o gün, Merkez Bankasi’nin her ay gerçeklestirdigi 85 milyar dolarlik tahvil alimlarinin, ekonomik iyilesmenin öngörüldügü gibi gitmesi halinde kademeli olarak sona erdirilecegini ima etti. Fed Baskani Bernanke’nin bu demecinden beri yasananlar, bes yildan uzun bir zamandir ABD’nin “ucuz para” ve “eksi faiz” politikalarina bagimli hale gelen, bu politika sayesinde dünyanin dört bir yaninda ve her varlik sinifinda “getiri avi”na çikan parazit sermayenin “anavatanina dönmesi” haline neler yasanacagina dair ipuçlarini vermis bulunuyor. Nitekim, küresel merkez bankalarindan derlenen veriye göre, 22 Mayis-20 Haziran tarihleri arasinda gelismekte olan piyasalarin borsalarindan 18.2 milyar dolar, tahvillerinden ise 7.4 milyar dolar çikmistir.
Mali piyasalarda deprem etkisi yaratan bu çikislarin tetikledigi “küresel finansal istikrarin tehlikede oldugu” tartismalarindan hiç etkilenmemis görünen Bernanke, 18-19 Haziran’daki Fed toplantisinin ardindan yaptigi açiklamayla, mesajini netlestirdi. Bu toplantida, Fed’in tahvil alimlarini, issizlikteki düsüse bagli olarak 2014 ortalarinda tamamen durdurabilecegi dile getirildi. Aralik 2008’den bu yana sifir ile yüzde 0.25 araliginda olan politika faizinin artmasi ise, yakin gelecek için ufukta görünmüyor. Bernanke’nin sözlerine ve ABD ekonomisinden gelen nispi düzelme isaretlerine verilen piyasa tepkisi, “Bir de faizleri artirmaya baslarlarsa neler olacak?” sorusunu gündeme getirmektedir. Ikincil tahvil piyasalari simdiden tepkisini vermis, 22 Mayis’ta yüzde 2.04 olan ABD 10 yillik devlet tahvilinin faizi, yüzde 2.74’e firlamistir. Bank of America analistlerinin geçtigimiz hafta açikladigi tahminlere göre faiz, yil sonunda yüzde 3’e çikacaktir ki, bu oran en son 2011 ortalarinda görülmüstür. “Risksiz” görülen Amerikan devlet tahvillerinin yatirimciya daha yüksek faiz sunmasi, Türkiye gibi ülkelerden “sicak para” çikisini körüklemektedir.
SICAK PARANINÇIKIS HAMLESI
Bu gelismelerle birlikte, yillardir Türkiye gibi ülkelerde kolay kâr kovalayan, esasen ABD ve Avrupa menseli milyarlarca dolar “sicak para” harekete geçmis, henüz çikmayan fonlar ise “çikis planlari” yapmaya baslamistir. Küresel ekonomik krizde yeni bir asamaya girilmekte olduguna isaret eden bu degisim, muhtemelen, en siddetli biçimde Türkiye’yi vuracaktir. Ne de olsa son bes yilin “ucuz para” politikalarindan en büyük faydayi gören Türk ekonomisi olmustur.
AKP hükümeti, “sicak” yabanci sermayeye sundugu sira disi tesvikler sayesinde, düsük iç tasarruf oranlari, hammadde ve ara malda disa bagimlilik ve temel ihracat pazari olan Avrupa Birligi’nin merkez ülkelerinde devam eden kriz gibi esasli sorunlari bugüne dek hali altina süpürebildi. Basbakan Recep Tayyip Erdogan’in, 2009’un ilk çeyreginde yüzde 15’e yakin küçülmüs ve geçen sene ise ancak yüzde 2.2 büyüyebilmis bir ekonomiyi “basarili” olarak sunabilmesinin temelinde de, sicak paranin temel ekonomik sorunlari makyajlayici, özellikle de cari açigi kapatici ve nispeten ucuz krediyi tabana yayici niteligi yatmaktadir. Merkez Bankasi verilerine göre, 28 Haziran itibariyla yabancilarin borsada 63.3 milyar dolar, devlet tahvillerinde ise 61.5 milyar dolar yatirimi bulunmakta. Ancak Bernanke’nin ilk konusmasina paralel olarak yasanan sermaye çikisi dikkat çekici boyutlara ulasmis durumdadir. 28 Haziran’a kadar olan bes hafta süresince, hisse senetlerinden çikis 1.2 milyar dolari, tahvil piyasasindan çikis ise 1.45 milyar dolari bulmustur.
PIYASALARALLAK BULLAK
2.7 milyar dolarlik bu çikisin piyasa göstergeleri üzerindeki etkisi ibretliktir. Iki yillik gösterge devlet tahvilinde faiz, dibe vurdugu 17 Mayis’tan bu yana 3 puan artarak yüzde 8’e dayanmistir. Borsa Istanbul 100 endeksi ise, Bernanke’nin “agzini açmasindan” bu yana yüzde 22’ye yakin deger kaybetmistir. Çok sayida yabanci fonun lira varliklari satip savarak dolara döndügü ayni dönem içinde Türk Lirasi, Amerikan parasina karsi yüzde 6 deger kaybederek, gelismekte olan ülke para birimleri arasinda besinci en kötü performansi sergilemistir. 22 Mayis’tan bu yana lira, bir krizden çikip bir digerine giren euro karsisinda dahi yüzde 5.8 deger kaybetmis bulunuyor. Dahasi, Haziran ayindaki çikisiyla yillik yüzde 8.3’e ulasan enflasyon, liradaki kan kaybina paralel olarak yeniden çift hanelere dönmeye adaydir.
Üstelik, henüz ortada sadece Bernanke’nin kelami vardir - ABD yönetimi bu sözleri eyleme dökmeye basladiginda tepki daha da siddetlenecektir. Gelinen nokta, küresel sermayenin insafina kalmis bagimli ekonomilerin son yillardaki o “parlak” gelisiminin, ucu Bernanke’nin elindeki bir pamuk ipligine bagli oldugunu kanitlamaktadir. Dahasi, Türkiye, Brezilya ve Misir gibi gelismekte olan ekonomiler siniflandirmasinin ön saflarinda yer alan ülkeler, tam da ipligin çekilmekte oldugu bir dönemde, ciddi siyasi çalkantilar içindedir. Türkiye tarihinde esine az rastlanir kitlesellik ve kararlilikta bir toplumsal hareketin, ayni zamanda üç kritik seçim (yerel, genel ve Cumhurbaskanligi) arefesinde patlak vermesi, iktidarin ekonomi, politika ve ideolojik cephelerde manevra alanini daraltmakta, seçeneklerini azaltmakta ve son günlerde yasanan olaylarin gösterdigi üzere, onu daha da baskici bir çizgiye itmektedir.
FIILI DEVALÜASYON
Özellikle liradaki fiili devalüasyon (avro-dolar sepeti karsisinda yilbasindan bu yana yüzde 8.5 deger kaybi), krizin bu yeni asamasina yüksek döviz borcuyla yakalanmis Türk sirketlerinin bilançolarini tahrip edecek potansiyele sahiptir. Bir dolarin 2 TL seviyesine yükselmesi halinde Merkez Bankasi’nin önünde ya faizleri artirmak, ya da piyasanin dolar talebini karsilamak için günde birkaç yüz milyon dolar satmaya devam etmek seçenekleri bulunmaktadir ki, bu sonuncusu bir dolarin 2.5-3 TL seviyelerine çikmasiyla dahi sonuçlanabilir. Faizlerin artirilmasi seçenegi ise, Basbakan Erdogan’in hem dini-politik, hem de esnaf dostu-ticari slogani olan “sifir reel faiz”in sonu olacaktir. Kritik seçimlerin arefesinde faizlerde - esasen çoktan baslamis olan - yükselis, irili ufakli pek çok sirketin borçlanma, üretim, yatirim ve istihdam planlarini olumsuz etkileyecek, ana ihracat pazarlarindaki daralma, durumu daha da kötülestirebilecektir.
Bu muhtemel gelismelerin, siyasi iktidarin büyük önem atfettigi “yatirim yapilabilir” notunu veren kredi derecelendirme kuruluslarini da harekete geçirmesi sürpriz olmayacaktir.Bu tip bir senaryo için en yakin örnek, bankalarin kredi musluklarini kismasiyla siddetlenen 2009’daki rekor ekonomik daralmadir. Ancak bugün durum biraz daha farklidir: Dis borç stoku son 10 yil içinde yüzde 160 artarak 2012 sonu itibariyla 340 milyar dolara dayanmis, hane halki borç yükündeki artis ise ayni dönemde yüzde 4150 büyümüstür (Veriler Mahfi Egilmez’den alindi). Bu 10 yil içinde, hane halki borç stoku milli gelirin beste birine, özel sektörün dis borç stoku ise milli gelirin neredeyse üçte birine çikmistir.
Rakamlar; gerek küçük sirketler, gerek kisiler bazinda, ucuz krediyle “bugünlere gelen” emekçi siniflari bekleyen tehdidi ve orta siniflarin 2001’den sonra bir kez daha “biçilmek” ile yüz yüze gelmekte oldugunu ima ediyor. Elbette ki bu gelismeler, günümüz kapitalizmin temel nitelikleri, küresellesme ve finans sermayesi baglaminda baska açilardan da analize tabi tutulmalidir. Ancak “Gezi Parki ve Bernanke sonrasi, seçimler öncesi” Türkiye’si, siyasi iktidarin yüz yüze oldugu “kusursuz firtina” açisindan çok daha acil dersler sunmaktadir.
Tarik GÖRMÜS /EVRENSEL