Bugün, 14 Mart 2026 Cumartesi

`Anne Ben Barbar miyim?` çok masum bir soru

`Anne Ben Barbar miyim?` çok masum bir soru

Temasi `Anne Ben Barbar miyim?` olarak belirlenen Istanbul Bienali, kentsel dönüsüm üzerinden kamusal alana bakacak. Bienalin çerçevesini küratör Fulya Erdemci ile konustuk

Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arsiv

14 Eylül – 10 Kasim’da gerçeklestirilecek 13. Istanbul Bienali’nin basligi bir Lale Müldür kitabindan alintilaniyor: “Anne, ben barbar miyim?” Bienalin küratörü Fulya Erdemci, Müldür’ün tersyüz ettigi haliyle ‘barbar’ tanimini bir anahtar olarak aliyor ve ‘barbarlari öteleyen’ kentsel dönüsüm üzerinden kamusal alan kavramini tartismaya açiyor. Kentsel dönüsümün göbegi Taksim Gezi Parki’ni da mekânlari arasina katmayi planlayan bienali Fulya Erdemci’yle konustuk. 
Bienalin Lale Müldür’den alintilanan basligi ‘Anne, ben barbar miyim?’. Barbarlik ve bienalin çerçevesini olusturan kamusal alan arasinda nasil bir iliski var? 
Barbarligi aslinda iki anlamda kullandim. Bir anlami uygarligin disi, siniri... Oradan da baktigimizda mutlakligin ötesi, en dislanan, en zayif, belki de en hukuk disi olan demek. Eski Yunancada vatandasin ziddi anlamina geliyor, barbar. Kentle iliskisini ise söyle kurabiliyoruz: Kentsel politikalar, yeni yasam alanlari ve yasama kültürü olusturmaktan daha çok ticari bir anlayisla, yani serbest piyasa ekonomisine göre gelisiyor. Gücü ve parasi olan, sehrin en iyi yerlerini alabilir duruma geliyor, gücü veya parasi olmayan da yavas yavas sehrin disina sürülüyor. Böyle baktigimizda bu sergi kentsel dönüsümün, en zayif, en dislanmis vatandaslari ne kadar içerdigine bakacak. 
Kentsel dönüsüm Türkiye ’nin gündeminde peki dünyada sanatsal üretimlerde de baskin bir mesele mi? 
Oldukça baskin. Mesela ABD ’deki son krizin nedeni emlak patlamasiydi. Kentle bu krizler çok yan yana duruyor. Çünkü kentlerin dönüsümüyle hem ek istihdam yaratiliyor hem de ekonomik canlilik yaratiliyor. O yüzden bu sadece Istanbul’la sinirli degil. Sao Paulo’da, Mumbai’da, Sangay’da da, Avrupa’da da oluyor. Hollanda’da bile var bu. Ama oralarda çok daha planli, programli diyebiliriz. Buralarda biraz daha kontrolsüz o anlamda. Daha çok serbest piyasa ekonomisinin parametrelerine göre yapiliyor. Bütün o kentsel dönüsüm, o yapilarin spekülasyonla, kullanim degeriyle daha fazla para, kâr getiren fonksiyonlara dönüstürülmesi üzerine. Otel, AVM, ofis, konut kuleleri gibi... Ama mesela onun yerine çok eglenceli bir kütüphane de yapilabilir, San Marco gibi su meydanlari da yapilabilir. Ama neoliberal kentsel dönüsüm politikasi dedigimiz sey, “nasil bir yasam kültürü yaratiriz” sorusuna bakmiyor. Aslinda kentsel dönüsümü burada bir konu olarak ele aliyoruz. Kamusal alan demek, devletle ticaretin disindaki sivil alan, devletin yaptigi belli uygulamalarin müzakere edildigi, tartisildigi, elestirildigi bir alan. Bir nevi emniyet supabi, demokrasi için çok önemli bir parça. Sirf fiziki kentsel döünüsümden bahsetmiyoruz. Daha özgür bir tartisma ortami ve bu tartisma ortaminin sonucunda yukaridan asagiya kararlarin tekrar düsünülüp degerlendirilmesinden söz ediyoruz. Kentsel dönüsüm de çok önemli bir tartisma alani açabilir. 
Atil kamusal mekânlari kullanmanin bu çerçeveye nasil bir katkisi var? 
Aslinda bu iki seyi gösteriyor. Hem kentsel dönüsümün çapini gösteriyor. Mesela kentin içinde bulunan birçok okul, “Bu bölge çok degerli” denerek kentin disina dogru itiliyor. Cumhuriyet ya da daha modernist bir kent planlamasina baktigimizda orada meydan vardir. O meydanda da kütüphane, postane, okul vardir. Yani mahalle biriminin en önemli unsurlarindan biri de okuldur. Onun etrafinda belirlenir yerlesim alani. Simdi ise kâr veya deger etrafinda örgütleniyor. Ikincisi, bu mekânlar, herhangi birer sergi mekâni degil, içleri manayla, tarihle dolu. O anlamda da ilginç yerler. Kamu dedigimizde Türkiye’de iki sey anlasiliyor. Biri devlet, digeri de aslinda halk ya da kamular... Türkiye’de böyle bir kavram kargasasi da var. Burada kamusal mekânlar dedigimiz yerler aslinda resmi binalar. Ve bunlarin birçogu gerek kamu, özel sirket ortakliklariyla ya da dogrudan özel sirket girisimleriyle dönüstürülüyor 
Bienalin çerçevesini kamusal alan olarak kurgulama tercihinin sebebi neydi?
 
Ben zaten uzun zamandir hem kent hem de kamusal alan üzerine çalisiyorum. Ama onun da ötesinde simdi baktigimizda bu kentsel dönüsüm son 30 yillik bir olay. Ama 90’larda hizlandi, Istanbul küresel kent önermesiyle. 2000’lerde bir Osmanli canlandirmasina girdi. Simdi de 2020’lerdeki hedefi Istanbul’u Islam dünyasinin merkezi yapmakmis gibi görüyorum ben. Biraz Dubai, biraz Singapur gibi... Ama acaba biz bunu mu istiyoruz? Bu çok önemli bir sey. Bu dönüstükten sonra hadi tekrar yapalim diyemezsiniz, bu zincirleme etkilerde bulunuyor. Diyelim Gezi Parki’na, o Osmanli askeri kislasi kondu. Biraz alisveris biraz sanat – ki bu da tuhaf bir formül - onun oradan kalkmasi 50 ya da 100 yil sürer. Bu da su demek: Biz zaten onunla yasayacagiz, bizden bir sonraki nesil de onunla yasayacak. Sunu hepimiz kabul etmeliyiz: Her hükümet iktidar degildir. Bu gerçek anlamda bir iktidar. Her iktidarin aslinda görsel bir kültürü vardir. Simdi iktidarin kültürünün görsel uygulamalarini görüyoruz. Su an aslinda Istanbul çok ciddi bir esikte. Bunu biraz tartisalim, düsünelim diyoruz. 
Bienal bölgelerinin yogunlastigi yerler var mi? 
Var, onu dengelemeye çalisiyoruz. Çünkü Istanbul çok büyük bir kent. Orta ölçekli bir Avrupa kenti olsa tamamina yayilinabilir. Ama burada bunu yapamazsiniz. Trafikte bir yere gitmek bile saatler aliyor. Taksim’den baslayip Tarlabasi’na, hemen Kasimpasa’nin, tersanenin oraya girip oradan karsiya, eski sehre geçilecek bir yogunlasma düsünüyoruz. Ama tabii ki ofis ve konut binalarini da kullanmak istiyoruz. Bu aks üstünde öyle çok yerlesim yok. Onun için daha Levent ve Maslak’a gitmek gerek. Onun için Sishane’den bir metroyla atlayip gidilecek yerler de olacak. Ama yani su anda her sey bir süreç içinde. 
Sanatçi seçimlerinde nasil bir kriter uygulandi? 
Bir yildir seyahat ediyoruz, arastirip görüsüyoruz. Bir, kamusal alan üzerine çalisan çok ünlü sanatçilar var. Hepimizin bildigi daha mimari müdahaleler yapan birkaç isim gelecek. Ama direkt sokakla iliskili çok genç bir nesil de var. 40 yil önce de kamusal alan tartisildi. Ben sergide o tarihi perspektifi de koymak istiyorum. Sanatçi ismi vermem su an güç. 
Serginin basligi neden Lale Müldür’den seçildi? 
Serginin kavramsal çerçevesinde kuramsal bir aks var. Bir de demokratik aygitin mekânsal bileseni olarak kente bakmak gibi pratik bir aks var. Burada üçüncü anlamlar alanina ihtiyaç var. Yoksa çok akademik bir sey ortaya çikar. O nedenle sanatsal bir jeste ihtiyaç var. Bu sanatsal jest de dilin ve sözün anlam ile formunun en uç noktasi olan siirden gelebilir diye düsündüm. Lale Müldür’ün kitap basligi hem kentle iliskisini kuruyor. hem dünyanin çözüm aradigi bir anda barbarlik ve uygarlik kavramlarini sorguluyor hem de çok kisisel bir cümle de kuruyor



  • Cumartesi 12 ° / 6.2 ° Güneşli
  • Pazar 11.9 ° / 6.3 ° false
  • Pazartesi 11.6 ° / 8 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı