Temel belediyecilik ilkelerinin başında eşitlik ve adalet gelir. Tarafsızlık, ihtiyaca göre hizmet ile planlı ve bilimsel yönetim anlayışı da diğer ilkelerden bazılarıdır.
Bir şehirde yaşamak, yalnızca aynı sınırlar içinde, aynı bölgede bulunmak değildir; eşit hizmet alma hakkına sahip olmak demektir. Ne var ki bugün birçok belediyede bu temel ilke açıkça ihlal edilmektedir. Aynı ilçede, hatta yan yana mahallelerde yaşayan vatandaşlar arasında hizmet uçurumu oluşmuş durumdadır. Bir yanda düzenli yollar, bakımlı parklar, modern tesisler; diğer yanda yıllardır unutulmuş sokaklar, çözümsüz altyapı sorunları ve görmezden gelinen talepler…
Bu tablo bir tesadüf değildir. Bu tablo, bilinçli tercihlerle şekillenen bir ayrımcı yönetim anlayışının sonucudur.
Bu ayırımcı anlayış Esenlerimizin yeni bölgesini Esenlerimizden ayıracaktır. Yalnız kalma, yarı yolda bırakılma, kafasına göre ekip kuramama ayakları çekenlerin istemem yan cebime koy taktiği ile yeni bölge için hazırlık yaptığını görüyoruz yakında tüm halkımız da görecektir.
Bir kesime sırtını dönüp yeni bölgeye hizmet akıtmak, bulunduğu yerde yorgunluktan bitmiş bitap yüzü ile somurtup yeni yerde sportif güler yüzlü takılmak, eski bölgede bir daha başkanlık umudu kalmayınca yeni bölgede yeni umutlara kapılmak başarısızlığın ve adaletsizliğin göstergesidir.
Belediyeler, kamu kaynaklarını tüm yurttaşlar adına kullanmakla yükümlüdür. Ancak uygulamada görüyoruz ki hizmetler; oy oranına, sosyoekonomik yapıya, görünürlüğe ya da siyasi yakınlığa göre dağıtılmaktadır! Yenimerkez ya da daha prestijli görülen bölgeler sürekli yatırım alırken, arka sokaklar ve kenar mahalleler yıllarca aynı sorunlarla baş başa bırakılmaktadır. Bu durum, yalnızca hizmet eşitsizliği değil; açık bir adaletsizliktir.
Bir mahallede çocuklar güvenli parklarda oynarken, birkaç kilometre ötede çocuklar çamur içindeki sokaklarda büyüyorsa; bir bölgede gece aydınlatması eksiksizken diğerinde karanlık sokaklar güvenlik tehdidi oluşturuyorsa; burada “imkânsızlık” değil, ayrımcılık vardır. Belediyecilik, vitrin projeleriyle fotoğraf vermek değil, en çok ihtiyacı olan yere öncelik vermekle anlam kazanır.
Daha da düşündürücü olan, bu eşitsizliğin normalleştirilmeye çalışılmasıdır. Vatandaş sorununu dile getirdiğinde “sırada”, “programda” ya da “bütçede yok” denilerek geçiştirilmektedir. Oysa aynı bütçe, başka mahallelerde tekrar tekrar yapılan peyzaj düzenlemelerine ya da gösterişli projelere rahatlıkla bulunabilmektedir. Bu çifte standart, yönetimin niyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Unutulmamalıdır ki belediyeler, belirli bir kesimin değil; tüm halkın belediyesidir. Hizmette ayrımcılık, yalnızca bugünün sorunlarını büyütmez; aynı zamanda toplumsal güveni zedeler, aidiyet duygusunu yok eder ve “ikinci sınıf mahalleler” algısını kalıcı hâle getirir.
Kent adaleti sağlanmadan, eşitlik ilkesi gözetilmeden yapılan her hizmet eksiktir. Belediye yönetimlerinin, farklı bölgeleri farklı ölçülerle değerlendiren bu anlayışı terk etmesi; kaynakları adil, şeffaf ve ihtiyaç odaklı biçimde dağıtması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Aynı şehirde yaşıyoruz.
Aynı vergileri ödüyoruz.
Eşit hizmet istiyoruz.