Bugün, 13 Mart 2026 Cuma

 Futbol ve kapitalizm

      Futbol ve kapitalizm

Futbol kulüplerini, örnegin sadece gelir kalemine göre zengin ve yoksul kulüpler diye ayrima sokmak, aralarindaki iliskileri görmemizi engelleyecektir.

Futbol kulüplerini, örnegin sadece gelir kalemine göre zengin ve yoksul kulüpler diye ayrima sokmak, aralarindaki iliskileri görmemizi engelleyecektir. Böyle bir ayrima gidildiginde zengin kulüpler yüksek bonservis bedelleri vererek transfer yapan kulüpler olarak; yoksul kulüpler de oyuncu yetistirip onlara satan kulüpler olarak algilanacaktir. Böyle bir ayrim, yüksek bonservis bedelleriyle transfer yapan kulüplerle,  onlara oyuncu satan kulüplerin birbirinden farkli olduklarini, yani aralarinda dissal bir iliski oldugu anlamina gelecektir.

Burada durumu anlayabilmek için öncelikle,  transferde, oyuncu alan veya satan kulüplerin içsel bir iliski içinde oldugunu ortaya koymamiz gerekmektedir. Kulüpler arasindaki içsel iliskinin varligi birbirlerini yeniden ürettigini bize göstermektedir. Örnegin Porto veya Sevilla gibi kulüplerini oyuncu yetistiren ve zengin kulüplere satan birer model olarak alirsak, içsel iliskiyi ve tam da bu iliskilerin birbirini ürettigini kaçirmis oluruz. Sevilla ve Porto gibi kulüplerin varligi, sattiklari oyunculari alan kulüpleri üretirken; bütçesi daha yüksek kulüplerin varligi da Sevilla ve Porto gibi kulüpleri yaratmaktadir. Sevilla’nin Dani Alves’i Barcelona’ya satmasi, bu iliskiyi yeniden üretirken, ayni zamanda Sevilla’nin, sattigi oyuncunun yerine yeni bir oyuncu (genellikle genç yildiz adayi) aliyor olmasi, Sevilla ile Barcelona arasindaki iliskinin Sevilla ile baska kulüpler arasinda yeniden üretilmesi anlamina gelmektedir.

ENDÜSTRIYEL FUTBOLA GIDEN YOL

Kapitalizmin isçi sinifiyla futbolun iliskisini dönüstürmeye baslamasini salt bir tüketim olarak ele alamayiz. Statlara gidip maç izlemek sadece bilet veya kulübün lisansli ürünlerini satin almakla açiklanmaz. Stadyumlar ayni zamanda iktidar iliskilerinin somut olarak insa edildigi mekanlardir. Iktidar iliskisinin kapitalist sistemde mesruluk kazandirilma mekanlarindan biri olan stadyumlarda, saha içindeki “agabey” oyunculara, seref tribününden localara, kale arkasindan maçlari oturarak izlemeye, birçok statta kadin tuvaleti olmamasina kadar somut olarak görülmektedir. Futbol kapitalizmin kendini yeniden ürettigi bir alandir. Tam da bu yönüyle futbol, üzerinden cinsiyetçilik, irkçilik gibi sistemi üreten ideolojilerin mesruluk kazandigi bir alandir.
Ayni zamanda kapitalizmin zaman ve mekan üzerindeki tahakkümü dolayisiyla artik bos zamandan azami yarar saglamaya dönük yaklasimin isçi sinifinin yasaminin parçasi haline gelmesi futbolu bir oyun olarak oynamak bir yana, futbolla iliskiyi dönüstürmektedir. Futbolun planlanan bir zaman dilimde tüketilen ve ayni zamanda yeniden üretilen iliskilerin bütünü olmasi, bu iliskilerin toplamdan bagimsiz olmadigi gerçegini ortaya koymaktadir. Bu yönüyle kapitalizmin zaman ve mekan üzerindeki tahakkümü, isçi sinifini sadece futbolu oynamaktan alikoymamis ayni zamanda isçi sinifinin futbolla iliskisini uçucu bir hale dönüstürmüstür.

BOSMAN KURALLARI

Kapitalizmin zaman ve mekan üzerindeki tahakkümü ve isçi sinifiyla futbol arasindaki iliskiyi dönüstürmesinin yaninda kulüpler ve futbolcular üzerindeki dönüsümden bahsetmek gerekiyor. Bu yönüyle pazarda dolasim araci olarak futbolcular öne çikiyor. Köylülerin bir yönüyle de sinirsiz ve sayisiz oynadiklari futbol, kapitalist üretim kosullarinda dönüsmeye baslamistir. Sürecin isleyisi vurgulamamamiz adina Karl Marx’tan yapacagimiz alinti çok anlamli olsa gerek:
“Üretim ve geçim araçlari kendiliklerinden nasil sermaye degilse, para ve metalar da kendiliklerinden sermaye degildir. Bunlarin sermayeye dönüsmeleri gerekir. Ama bu dönüsümün kendisi ancak belli kosullar altinda olabilir, yani birbirinden çok farkli türden iki meta sahibinin yüz yüze ve temas haline gelmesi gerekir; bir yanda, baskalarina ait emek-gücünü satin alarak, ellerindeki degerler toplamini arttirmak isteginde bulunan, para, üretim araci ve geçim araci sahipleri; öte yanda, kendi emek-güçlerini ve dolayisiyla emeklerini satan özgür emekçiler. ...Meta pazarindaki bu kutuplasma ile kapitalist üretimin temel kosullari saglanmis olur.”
Futbolcularin pazarda emeklerini satan özgür emekçiler olarak pozisyonlari, Bosman Kurallari ile daha da netlesti. Bosman Kurallari öncesinde futbolcularin pazarda meta olarak dolasimi sadece kulüpler arasindaki iliskiyle gerçeklesiyordu.
Bosman Kurallari’yla birlikte emeklerini satan özgür emekçiler olarak futbolcularin emeklerini satabilecekleri kulüplere gidebilmeleri daha da esneklesirken, bu durum ayni zamanda kapitalizmin futbol üzerindeki tahakkümünü yeniden üretiyor. Bosman Kurallari’ni sadece futbolcu maaslarina yaptigi etkiyle açiklayamayiz. Burada emeklerini satan özgür emekçiler olarak futbolcularin, maastan önce emeklerini satabilecekleri en uygun kulübe gitmeye yöneldikleri görülecektir. Bu açidan, sözlesmesi biten futbolcu için öncelikli hedef konumunda ileri kapitalistlesmis ülkelerin kulüpleri gelmektedir. Örnegin, Atletico Madrid’de Arda Turan’in sözlesmesi bittigini ve serbest kaldigini düsünelim. Arda Turan’in gidecegi ülke Romanya olmayacaktir, ileri kapitalistlesmis ülke kulüplerinden biri olan Manchester United’a gittiginde artik emegini en genis kosullariyla pazarlayabilecek ve bu durum ayni zamanda ileri kapitalist ülkelerin kulüplerinin futbolda tekellesme sürecini üretecektir.


KAPITALIZMIN GÖZBEBEGI SAMPIYONLAR LIGI

Kapitalist sistemde futbolun en büyük pastasi olarak öne çikan organizasyonlarda (UEFA ve FIFA’nin düzenledigi turnuvalar) yapilan degisiklere vurgu yapmamiz gerekiyor. Burada da özellikle Sampiyonlar Ligi öne çikiyor. Sampiyonlar Ligi’nin her yil yapiliyor olmasi ve ileri kapitalist ülkelerin basa oynayan takimlarinin mücadele (!) alani olmasi nedeniyle en dikkat çeken düzenlemeler bu organizasyonda yapiliyor.
Bu yapisiyla endüstriyel futbolun gözbebegi konumundaki Sampiyonlar Ligi’ni irdeledigimizde, -Devler Ligi olarak adlandirdiklari turnuvada-  ileri kapitalistlesmis ülkelerin basa oynayan takimlarinin turnuvasi oldugu göze çarpmaktadir. Öncelikle gruplara torba sistemine göre yerlestirilen takimlar zaten bastan güç dengesine göre siniflanmis oluyor. Örnegin Manchester United, Juventus, PSV ve S. Bükres’ten olusan bir grup oldugunu düsünelim. Birinci torbadan gelen Manchester United’in gruptan çikma sansi çok yüksek. Onu Juventus takip ediyor. PSV belki ikinciligi zorlayabilir ama S.Bükres’in sansi çok az.
Platini döneminde Sampiyonlar Ligi statüsünde yapilan degisiklik ilk bakista daha küçük bütçeli kulüplerin isine yariyor gibi görünüyor. Fakat degisiklik aslinda ileri kapitalistlesmis ülkelerin basa oynayan takimlarina yariyor. Platini’nin agizlarina bir parmak bal çaldigi “küçük kulüpler”, gruplara girebilseler bile onlari birinci ve ikinci torbadan gelen takimlar bekliyor. Ileri kapitalistlesmis ülkelerin ilk iki veya üçteki kulüpleri direk sampiyonlar Ligi’ne katiliyor. Bu durumda da üçüncü veya dördüncü sirayi alan takimlar da tek ön elemeyi geçmekte pek de zorlanmiyor.


‘HOLIGANLIK’ ÖNE ÇIKIYOR

Futbol kulüpleri, turnuvalar ve oyuncularin kapitalizmdeki dönüsümleri ve birbirini üretiyor olmasini taraftar boyutunu ele almadan irdeleyemeyiz. Bu yönüyle de özellikle taraftarin yabancilastirilmasi olgusundan bahsetmemiz gerekiyor. Taraftarin yabancilastirilmasi, kapitalizmin futboldaki tahakkümüyle beraber basta ileri kapitalist ülkelerde daha belirgin olarak göze çarpiyor.
Bu noktada kapitalizmin taraftari yabancilastirmada en çok kullandigi holigan kavrami öne çikiyor. Modernlik olarak sundugu seyirci profili de tam da yikintilarin örtülmesiyle insa ediliyor. Bugün özellikle Ingiltere’de, statlara VIP (very important person) koltuklarda is sözlesmelerinin yapildigi, sadece maç günü degil, haftanin her günü tüketime yönelik olan ve sahadaki “oyun” dan çok store’lerdeki ürünleriyle kapitalizmin barbarlik belgesini görüyoruz.

Osman Bulugil/Evrensel



  • Cuma 11.6 ° / 5.9 ° Güneşli
  • Cumartesi 12 ° / 6.2 ° Güneşli
  • Pazar 11.9 ° / 6.3 ° false