Bugün, 5 Aralık 2025 Cuma

?Hükümet nükleerden vazgeçmedi, Rusya`ya mesaj veriyor`

?Hükümet nükleerden vazgeçmedi, Rusya`ya mesaj veriyor`

2010`da yapilan uluslararasi antlasmayla, Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) için kurulan Türkiye-Rusya konsorsiyumunun 9 Temmuz`da sundugu Çevre Etki Degerlendirmesi Raporu (ÇED), Çevre ve Sehircilik Bakanligi tarafindan bir haftada veto edildi. Ia



2010’da yapilan uluslararasi antlasmayla, Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) için kurulan Türkiye-Rusya konsorsiyumunun 9 Temmuz’da sundugu Çevre Etki Degerlendirmesi Raporu (ÇED), Çevre ve Sehircilik Bakanligi tarafindan bir haftada veto edildi. Iade gerekçesi olarak, raporun hiçbir yönden yeterli bulunmadigi belirtildi. Peki, bu iade Türkiye’nin nükleer enerji politikasi için ne ifade ediyor? Nükleer karsiti mücadelenin içindeki isimlerden, Ekoloji Kolektifi üyesi Avukat Fevzi Özlüer, uluslararasi antlasma sürecinde baslayan hukuksuzluklari, santralin ÇED sürecini ve AKP hükümetinin Akkuyu üzerinden Rusya’ya verdigi mesaji BirGün’e anlatti.

Türkiye’nin Rusya ile yaptigi uluslararasi nükleer güç santrali (NGS) antlasmasi nasil gündeme geldi?

2007-2013 yillarini kapsayan 9’uncu Kalkinma Plani’na, elektrik arzinda çesitlendirme yaratmak niyetiyle üretim kaynaklari arasina nükleer enerjinin dâhil edilmesi hedefi konulmustu. Bu dogrultuda, Yüksek Planlama Kurulu’nun 18 Mayis 2009 tarihli kabul ettigi Elektrik Enerjisi Piyasasi ve Arz Güvenligi Strateji Belgesi’nde de nükleer santral kurulmasi çalismalarina devam edilmesi ve 2020’ye kadar elektrik üretiminin en az yüzde besinin nükleer santrallerden karsilanmasi karari alinmisti. Rusya’yla yapilan nükleer santral antlasmasinin yasal dayanagi da kalkinma strateji belgelerine eklenen bu kararlardir.

Türkiye ile Rusya arasinda yapilan NGS antlasmasi, 2010 yili ve sonrasinda çok tartisildi. Türkiye tarafi bu süreçte usul veya esas itibariyla hukuki hatalar yapti mi?

Antlasma 12 Mayis 2010’da imzalandi ve Cumhurbaskani’nin onayina sunuldu. 21 Temmuz 2010 tarihinde de Resmi Gazete’de yayinlanarak yürürlüge kondu. Ayni antlasma, Bakanlar Kurulu tarafindan da onaylandi ve 6 Ekim 2010’da Resmi Gazete’de yayinlanan kararnameyle birlikte antlasma kabul edildi. Anayasa’nin 90’inci maddesinin 1’nci fikrasina göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin yabanci devletlerle yapacagi antlasmalar yalniz TBMM’ce onaylanabilir. TBMM’nin antlasmayi kabul etmesi halinde, ilgili yasa cumhurbaskaninin onayina sunulur. Yani milletlerarasi antlasmalari onaylama yetkisi, Bakanlar Kurulu’na degil, cumhurbaskanina aittir. 31 Mayis 1963 gün ve 244 sayili “Milletlerarasi Antlasmalarin Yapilmasi, Yürürlügü ve Yayinlanmasi Hakkinda Kanunun” 3’üncü maddesinin 1’inci fikrasi, “Milletlerarasi antlasmalarin onaylanmasi Bakanlar Kurulu kararnamesiyle olur” demektedir. Ancak bu madde dayanak gösterilerek yapilan uygulamalar Anayasa’ya aykiridir. Bu noktada 1969 tarihli Viyana Antlasmalar Hukuku Sözlesmesi’ne bakilmasi gerekir. Viyana Sözlesmesi’ne göre, bir antlasmanin hukuksal geçerliligi öncelikli olarak iç hukuktaki usule göre imzalanmis olmasina baglidir. Anayasa açisindan usulüne göre onaylanmamis bu antlasma metni, iç hukuk açisindan iptal edilebilir nitelik tasimaktadir. Uluslararasi hukuk kurallari açisindan geçerlilik sartlarina uymayan bir antlasmanin batil sayilmasi, yani yürürlüge girdigi andan itibaren hiç yapilmamis hükmünde olmasi gerekir.

Antlasma 2010’da yürürlüge girdi ancak yasal izinler hâlâ saglanamadi. Taraflar niçin NGS için gerekli prosedürü bir türlü tamamlayamiyorlar?

Imar Kanunu kapsaminda, proje yeri olarak gösterilen Akkuyu ile ilgili proje alaninin üst ölçekli planda belirlenmesi gerekiyordu. Mersin-Karaman 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plani’na nükleer santral projesinin islenmesi de imar mevzuatinin geregidir. Proje alanini gösteren plan karari, nükleer santralin yer seçimini gösteren bir hukuki belge niteligi tasir. Plana nükleer santralin yeri isaretlenmeden, bu yerle ilgili strateji belgeleri belirlenmeden, bu santralle ilgili Çevre Kanunu uyarinca ÇED süreci de baslatilmamasi gerekiyordu. Çünkü önce santralin yerini, etkilenme alanini, plan kararlariyla uyumunu gösteren bir hukuki belge; daha sonra bu santralin olasi risklerini ve bu risklerin önlemelerini gösterir bir ÇED raporu üretilmeliydi.



Kamuoyu denetiminden kaçirilmasi için seçilen uluslararasi antlasma yöntemine ragmen Akkuyu NGS için ÇED süreci yaklasik üç senedir sürüyor. ÇED süreci bugüne dek nasil ilerledi?

Uluslararasi antlasma yolunu, santral sürecinin yargisal denetime tabi tutulmasini engellemek için seçtiler fakat antlasma uyarinca, santral yapimi için gerekli olan her türlü izin yine Türkiye hukukuna göre alinacakti. ÇED konusundaki sikintilarin asilamayisinin antlasmayi çikmaza sokmasi da bundan. Akkuyu NGS’nin bulundugu Mersin Karaman 1/100.000 ölçekli planin sehircilik ilkelerine aykiriligi gerekçesiyle TMMOB Sehir Plancilari Odasi tarafindan açilan davada, yapilan planin yürütmesi 1 Kasim 2011’de durduruldu. Bu süreçten Akkuyu NGS’nin de etkilenmesi gerekirken, proje sirketinin 2 Aralik 2011’de sundugu ÇED basvuru dosyasi Çevre ve Sehircilik Bakanligi tarafindan isleme konuldu. Ardindan Ekoloji Kolektifi ve TMMOB tarafindan yine Akkuyu proje alaninin Mersin-Karaman planinda gösterilmesine iliskin, 3 Ekim 2011 tarihli bakanlik islemine karsi açilan davada yine Danistay, yer tahsisi kararina iliskin plan degisikliginin yürütmesini 13 Subat 2012’de durdurdu.

Yargi kararlari karsisinda iktidar hukukun üstünlügüne saygi göstermeyi mi tercih etti, yoksa nükleer enerjiye duyulan açlik toplumsal sözlesmeye baskin mi geldi?

Yargi kararlarinin uygulanmamasi, yurttaslarin yargisal denetim yoluyla devlet yönetimine katilma ve idarenin kararlarini denetleme hakkinin varligini ortadan kaldiriyor. Bir projenin yer tahsisi üst ölçekli planda gösterilmeden, ÇED sürecinin isletilmemesi gerekirken, 2012’deki yargi kararlari üzerine bakanlik bir açiklama yaparak, Akkuyu NGS projesinin süreçten etkilenmeyecegini ilan etti. Yani hükümet, hem antlasmanin hükümlerini hem de iç hukuk kurallarini uygulanmaz kilacak bir siyasa tercih etti. Iç hukuk kurallari uygulanmazsa devletin egemenlik hakkinin ihlalinin dogacagi, diger yandan da mahkeme karari uygulandigi takdirde antlasmada öngörülen projenin gerçeklesemeyecegi asikâr. Yani iktidar ya hukuka sadik kalacakti ya da santralin yapimini saglamak için karalari görmezden gelecekti.

NGS’nin önceki raporunu süresi içinde sunulmamis olmasina karsin kabul eden Çevre ve Sehircilik Bakanligi, ayni sirketin Temmuz 2013’de sundugu raporu hiçbir yönden yeterli bulmayarak iade etti. ÇED’in iadesi Türkiye’deki çevre politikalari için ne ifade ediyor?

Bu gelismeye bakarak, “Acaba hükümet nükleer santral projesinden vaz mi geçiyor?” ya da “Rusya ile ipler kopuyor mu?” yorumlari yapiliyor. Ancak fesih kosullari zaten daha önceden ortaya çikmis fakat hükümet antlasmayi feshetmemekte diretmisti. Baskin Oran’in Türk Dis Politikasi isimli eserinin üçüncü cildinin Rusya ile ilgili bölümüne, “Önümüzdeki dönemde nükleer güç santrali projesinden kaynaklanacak hukuki sorunlar ayni zamanda hükümetin elinde de bir fesih kozu olarak Rusya’ya karsi ileri sürülebilecektir” diye not düsmüstüm. 2012 yilinda yapilan bu tespit, 2013’te karsiligini buldu. Rusya ile gerilen iliskilere NGS yoluyla hukuki bir altlik daha bulundu. Bu adimin çevresel hassasiyetler uyarinca degil, siyasal ve ekonomik atmosferdeki degisimlere uyum saglama adina atildigini söyleyebiliriz.

Akkuyu NGS’nin su andaki yasal statüsü nedir? Projenin tamamen iptali için ne gerekiyor?

ÇED yönetmeligi kapsaminda, proje su an için askiya alinmis durumda. Firma her yönden eksik bulunan raporu tamamlayabilirse yeniden bakanliga sunabilir. Ancak firmanin, santralin deniz yasamina ve ekosisteme olumsuz etkiler yapacagini ÇED raporunda belirten Mersin Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nün hassasiyetlerini giderecek çözümler üretmesi gerekecek. Yine de, NGS için çikacak olumlu veya olumsuz ÇED kararinin, bakanligin ilgili kistaslari titizlikle degerlendirmesi sonucunda ortaya çikacagini düsünmek büyük bir yanilgi olur. Daha önce benzer projelerdeki planlarin iptal edildigi kosullarda ayni bakanlik, antlasmaya aykiri biçimde Akkuyu NGS için ÇED sürecini baslatmis ve sirketin ÇED raporunu kabul etmisti. Eger simdi ÇED raporu yetersiz bulundugu gerekçesiyle reddediliyorsa, bunun ardinda Türkiye’nin Rusya ile olan iliskileri ve iktidarin enerjide termik santralleri ve kömüre dayali sistemleri yeniden yogun bir biçimde gündeme almis olmasini düsünmek gerekir.

Türkiye’nin nükleer santral projesindeki israri sürecek mi? Akkuyu NGS’deki bu gelismeyi iktidarin enerji politikalarinda farkli çözümlere yönelecegi seklinde mi okumaliyiz?

Nükleer santral yapilmasi düsünülen, Mersin-Silifke ve Tasucu bölgesine 4 adet termik santral planlaniyor. Bu santrallerin kurulu gücü ve kömüre dayali enerji üretiminde Afrika ile girilen yeni iliskilerin devreye sokulacagi, termik santral külünden çimento elde edilecek olusu ve bu çimentonun insaat sektöründe kullanilacagi göz önünde bulundurulmali. Afrika’dan getirilen kömürü, Türkiye’de enerjiye çeviren ve elde edilen külü de çimento olarak insaat sektöründe kullanacak bir yatirim agi dogdugu bir gerçek. Sermaye gruplari açisindan nükleer yerine, insaat sektörü ile esgüdümlü çalisan termik santral projeleri daha kârli. Bu baglamda, Rusya ile Suriye üzerinden gerilen iliskilerde, bir iç hukuk kuraliyla Rusya’ya bir ders verme niyetinin kadar, termik santralin enerji yatirim biçimi olarak gündeme alinmis olmasi da dikkate alinmali. Yine de bu gelismeler Türkiye’nin nükleer santral projesinden vazgeçtigi anlamina gelmiyor. Rusya ile gerilim yasandigi bir gerçek; bu gerilim Akkuyu NGS örneginde somutlasti. Yani, çevre hukuku ilkelerine ve yargi kararlarina uyan bir bakanlik karari ile karsi karsiya kalmis oldugumuzu düsünmek için hiçbir nedenimiz yok!

DOGU EROGLU/BIRGÜN



  • Cuma 16 ° / 11.3 ° Güneşli
  • Cumartesi 17.4 ° / 13.5 ° false
  • Pazar 14.6 ° / 11.1 ° Orta kuvvetli yağmurlu