KÜRESEL ESNEKLIK = KÜRESEL GÜVENCESIZLIKTIR
Issizligin ve yoksullugun gündem disina itilmeye çalisildigi su günlerde bir kez daha hatirlatmak adina emekçilerin önemli bir sorununa deginmek istedim. 1980’lerde YDD (Yeni Dünya Düzeni) ile baslayan özellestirme ve taseronlastirmayla sürdürülen sendikasizlastirma çabalari giderek esnek çalisma ile birlikte güvencesiz çalisanlar yaratmistir.
Kapitalist bir proje olan sermayenin küresellesmesi, esasen küresel sömürünün derinlestirilmesi için sermayenin yeni bir örgütlenme biçimidir. Bu projeler sonucu sendikasiz ve güvencesiz çalisanlar kümesi büyümüstür. Örgütlü çalisanlarin orani %10’larin altina düsmüs giderek daha da azalmaktadir. Bu politikalarla, emekli yasi uzatilmis, ücretler düsürülmüs, sendikasiz ve güvencesiz çalisanlarin sayisi hizla artmistir. Bir baska dikkat çeken durum ise, özellikle hizmet iskollarinda kadin çalisan sayisinda artis olurken erkek çalisan sayisinda düsme oldugu görülür. Bu tablo genel çalisanlar tablosuna da yansimis, kadin çalisan sayisi artmis erkek çalisanlarda azalma görülmektedir. Bir baska ifade ile kadinlar erkekleri is piyasasinin disina itiyor diyebiliriz, ya da erkeklerin ekonomik durgunlugu is piyasalarinin kadinlasmasi da diyebiliriz.
Emeklilerin emekli maaslarinin düsük olmasi, onlari tekrar is piyasasina dönmeleri güvencesiz çalisanlari büyütürken genç kesimlerin de is olanagini daraltmaktadir. Bu süreçte gençler, statü konusunda kendilerini engellenmis hissediyor. Çünkü, gelecegi olmayan islerde çalisirken bir taraftan da kendilerini hem ülkelerinde hem de yurt disinda esitsiz rekabet kosullarinda buluyorlar. Daha iyisini bulma beklentisi tembellikle damgalanmalarina neden oluyor. Gençler için bu durum tam bir çikmaz sokak olmaktadir. Bir de bu tabloya göçmenlerin negatif katkisi düsünülürse, daha vahim sonuçlara ulasmamiz kaçinilmaz olmaktadir. Dünya da güvencesiz çalisanlarin en büyük bölümünü göçmen çalisanlar olusturmaktadir. Çaresiz göçmenler, güvencesiz ve en zor kosullarda emeklerini çok ucuza satmak zorunda kalmaktadirlar.
Ayni zamanda diger çalisanlarinda pazarlik gücünü zayiflatmis oluyorlar. Bu negatif yansimalar sebebi ile yerli çalisanlar göçmenlere iyi gözle bakamazlar. Ne acidir ki bu durumun asil sorumlusu göçmenler olmamasina ragmen sorumluymus gibi horlaniyorlar. Onlari elinden yurdundan göç etmelerine sebep olan kapitalist sistem, halklar arasinda yaratmis olduklari birbirini kirdirma politikalarinin bir sonucudur. Kendi ülkelerinde can derdine düserek yurtlarini terk etmek zorunda birakilan bu insanlar gittikleri ülkelerdeki sinif kardeslerinin de hedefleri haline geliyorlar. Issizler ordusunun büyüklügü daima isverenin isine yaramaktadir. Çünkü, pazarlikta isçinin elini zayiflatirken patronun elini güçlendirmektedir. Ülkemiz bu garabeti iki sekilde yasamaktadir. Birincisi, iç göç olarak niteleyebilecegimiz, Kürt halkini köyünden elinden sürerek sehirlerde issizler ordusuna katmistir. Bunun yaninda devletin tarim politikalarini ihmal ederek tarimda disa bagimliligi artirmasi da kirsaldan sehirlere sanayi alanlarina göçü artirmistir. Ikincisi ise komsu devletlerdeki savas nedeni ile ülkemize göç eden dis göçmenlerdir.
Dis göç, Uluslararasi boyutta milyonlarca diyebilecegimiz boyutta yasanmaktadir. Uluslar arasi göç örgütünün verilerine göre, dünyada, 2010 yilinda 214 milyon insan uluslar arasi göç etmek zorunda kalmistir. Bu sayi dünya nüfusunun %3’üne denk gelmektedir. Yine OECD’nin 2010 yili verilerine göre 12 milyon AB vatandasi kendi ülkesi disinda bir ülkede yasiyor. Son yillarda ülkemiz en fazla göç alan ülke durumundadir. Isçi sinifi açisindan olumsuz bir gelisme oldugunu kabul etmek gerekir.
Tüm bu sonuçlar, sinifin örgütlenmesini ve pazarlik gücünü geriletmistir. Emekçilerin, sosyal güvencelerinin sürekli zayiflatilmasi karsisinda çaresizlige itilmesi ciddi olarak üzerinde düsünülmesi gereken bir sonuçtur. Emek örgütleri, basta sendikalar olmak üzere emek yanlisi tüm siyasal örgütler bir araya gelerek bu saldirilar karsisinda nasil bir mevzi alinmasi gerektigini tartismalari bir zorunluluktur. Bu gün ülkemizde isçi sinifinin karsi karsiya oldugu durum 12 Eylül sonrasindan daha az vahim degildir. Hatta ruh halinin daha da vahim oldugunu da iddia edebiliriz. Çün ki, 12 Eylül sonrasinda, darbecilerin, bir gün gidecegi umudu vardi, simdi öyle bir umutla bakmamiz çok zor. Demokratik sistem yalnizca kagit üzerinde gözükmektedir.
Her türlü isleyis (yargi-yürütme- yasama) tek kisinin isaretine teslim edilmek istenmektedir. Küresel bir proje olan, küresel esneklige karsi küresel karsi durus gerekir. Çözümsüz oldugumuzu düsünmüyorum, son yillarda dünyanin ve Türkiye’nin yasadigi tecrübeler var, onlar çikis yolunu göstermektedir. Küresellesme ve kapitalizm karsitlarinin Amerika’nin Seattle sehrinde 50 bin kisiyi asan bir katilimla DTÖ’nü (Dünya ticaret örgütü, sermayenin uluslar arasi ticari politikalarini belirleyen örgüttür) protesto eylemi. Komsumuz Yunanistan da SYRIZA’nin iktidar olmasi örnekleri ile ülkemizdeki GEZI direnislerinin analiz sonuçlari bize isik tutacak ve rehber olacak boyutta zenginlige sahiptir. Bu eylemler dogru analiz edildiginde ortak paydalarinin oldugunu açik sekilde görebiliyoruz. Bütün mesele bu eylemleri dogru okuyabilmektir.
Ismail Çinar cinar-i@hotmail.com Subat 15