Bugün, 7 Şubat 2026 Cumartesi

Pusuda bir devlet ve cemaat

Pusuda bir devlet ve cemaat

?Bizi bilir sever ama esi de polis oldugu için vakit bulamadigini söyleyerek kaytarir?, ?Müspet bir arkadas geç tanisildi yakin takiple samimiyet kurulursa kazanilabilir?,

“Bizi bilir sever ama esi de polis oldugu için vakit bulamadigini söyleyerek kaytarir”, “Müspet bir arkadas geç tanisildi yakin takiple samimiyet kurulursa kazanilabilir”, “Bizi bilir programlarimiza katildi. Samimi, ev ziyareti yapilsin”, “Derslerimize katilir. Dergi yok, himmet yok, namazi düzensiz kilar”, “Tedbirli yaklasilsin”, “Cuma namazi kilar”, “Erken haber verildiginde programlari aksatmaz. Kitap okumayi sever. Iyi takiple mesafe kateder”, “Dergi, 10 YTL himmeti var. Namaz kilar, dersleri takip eder. Görev almaktan kaçinir. Yakin takip ile kolay seviye alir”, “Arkadas çevresi çok kötü, aliskanliklari çok fazla. Oruç tutmaz bizimle ilgili fikri yok”, “Ehl-i dünya gayri mesru çok sey var”, “Namaz kilar, esi de polis. Iyi birisi baska mesrepten olabilir”, “Hizmet aleyhinde konusur dikkat edilsin”, “Cuma kilar, oruç tutar ilgilenilebilir”, “Dersleri aksatarak gelir. Dergi, himmet yok. Bizi sever namazlarini kilar”, “Cumalara gitmez. Maddiyata önem verir. Agzi bozuk. Kiziyla ablalar ilgileniyor. Kumar oynar, çok sinsi, menfaatçi”, “Bizim dershanelerde kalmis istanbul’dayken. Sizinti, Y.Ümit var, himmet var. Iyi bir arkadas tedbir konusunda zaaflari var”, “Sosyal demokrat”, “Derse gelir, himmet (20), dergi var. Evini açar”.
Bunlar, Cemaatçi polislerin meslektaslari ile ilgili tuttugu fisleme kayitlarindan bir bölüm ve Gazeteci Ahmet Sik’in piyasaya çikan ‘Pusu - Devletin Yeni Sahipleri’ adli yeni kitabinda yer aliyor. Cemaatin devletin kritik birimlerindeki kadrolasmasini gösteren bir kitap yazinca, kendi deyimiyle ‘Avci iken av olan’ Hanefi Avci’nin savciliga verdigi belgede bulunan bu bilgiler, daha sonra sorusturma asamasinda yok olmus.

BIR VARMIS, BIR YOKMUS!

Kitabin en can alici bölümlerinden birini olusturan bu belgenin yok olus hikayesini Ahmet Sik’in kitabindan okuyalim:  
“Adeta illegal bir örgüt bazinda çalisan bir yapi Ankara’da görevli bir kisim polis hakkinda kendilerinden olan ve olmayan diye siniflandirilmaya tabi tutularak, tam anlamiyla kendilerinden olmayanlarin ne sekilde kazanilabilecegi, aile durumlari ve sahsi özelliklerini kayit altina almisti. Iddiaya göre bu çalismalar sadece Ankara ile sinirli olmayip Emniyet Genel Müdürlügü’nün bütün departmanlarinda ve diger illerde de yapilmisti. (..) Peki, Avci’nin savciliga teslim ettigi iddia edilen bu belgelerin basina ne geldi? Avci’nin iddialari ve bir tasinabilir hafiza karti içinde savciliga vermis oldugu, 2007 yilinda tutuldugu tahmin edilen fisleme kayitlari emniyetteki cemaat yapilanmasini çorap sökügü gibi ortaya çikaracak denli önemliydi. Ama elbette ki bunun için adil ve iyi niyetli ve elbette cemaatin kollarinin uzanamayacagi mesafede olan ve siyasi iktidarin koruyucu zirhi olacagi savcilar gerekiyordu. Normal prosedürde bu iddialara konu olan olaylari arastirmak için savcilik makaminin eger sorusturma açarsa birlikte çalisacagi emniyet birimi Istihbarat Daire Baskanligi’ydi. Ortada binlerce kisilik ve hepsi de polis olan fislenmis kisiler ve fislemeyi yapan polislerin de kimlik bilgileri ve telefon numaralari vardi. Bu durumda Istihbarat Daire Baskanligi’nin planli-projeli bir sorusturma açarak söz konusu telefonlari dinlemeye almasi gerekiyordu. Ancak ortada sikintili bir durum vardi ki o da Istihbarat Daire Baskanligi’nin tamamiyla cemaatin eline geçmis olmasiydi. Yani cemaatin en etkili oldugu birim kendilerinin örgütlenmesine iliskin yürütülecek sorusturmanin da icra organi olacakti. Elbette olmadi. Sadece Ankara’da çok sayida polisle ilgili bu fislemelerin Türkiye’nin 81 ilindeki tüm emniyet personeli için yapildigi iddiasina, bir emniyet müdürünün bu iddiayla ilgili bir de delil sunmasina karsin bu sorusturmada bir adim öteye gidilemedi. Çünkü Avci’nin teslim ettigi deliller yok olmustu!
Yani Hanefi Avci’nin hiç de yenilir yutulur cinsten olmayan iddialari sorusturuluyormus gibi yapilip bilinen sebeplerle dosyasi kapatildi. Hanefi Avci Ankara Özel Yetkili Savciligi’nca açilan sorusturmada elindeki bilgi ve belgeleri teslim etmisti.
Gülen cemaatine bagli polislerin ‘Emniyetin imami’ oldugu öne sürülen O.H.Ö’yü, Hocaefendileri Fethullah Gülen’e sikâyet ettigi mektubun yani sira yukarida anlatilan fisleme kayitlari da savciliga teslim edilmisti. Hanefi Avci, ‘Kozanli Ömer’ olarak anilan O.H.Ö’nün sikâyeti üzerine verdigi ifadede bu fisleme kayitlarindan söyle söz ediyordu:
‘Kitabimda davacinin adinin geçtigi belge orjinalini Ankara Savciligi’na verdim. Savci Ahmet Cihan Kisa sorusturmayi yürütmektedir. Ayni sekilde Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcisi (Hamza Keles) resen harekete geçerek sorusturma baslatmistir. Burada da tanik olarak ifade verdim. Belgenin orjinalini, cemaatin emniyetteki örgütlenmesini, emniyetin birimindeki (Çevik Kuvvet) görevlileri hakkinda tuttuklari bilgi fislerinin, kimin cemaat yanlisi kimin karsiti oldugu, bu bilgileri kimin topladigi bilgilerini kapsayan bir dijital belegi de savciya verdim. Belge orjinalinin savciliktan istenerek bu dosyaya da konulmasini talep ederim…’
Bu arada sorusturmayi yürüten özel yetkili savci Hamza Keles 12 Eylül 2010 referandumundan sonra AKP ve cemaatin bir birimi haline dönüstürülen HSYK’nin karariyla 2011 Mart ayinda görev yeri degistirilerek söz konusu dosya elinden alinmis oldu. Degisiklikten birkaç hafta sonra Mayis ayi içinde de Avci’nin iddialari üzerine savci Keles tarafindan baslatilan sorusturmada takipsizlik karari verildi. Kararda Avci’nin iddialarinin soyut ve yoruma dayali oldugu ve bu iddialari kanitlayacak delillerden yoksun oldugu belirtiliyordu.
Peki Avci’nin ‘Savcilara verdim’ dedigi fisleme kayitlari ne oldu? Bu sorunun yanitini da Avci’nin sanik oldugu O.H.Ö’nün sikâyetiyle açilan sorusturmanin savcisi Nadi Türkaslan veriyordu: ‘Bu raporu Ankara Cumhuriyet Bassavciligi’na dijital ortamda verdigini ifade etmisse de arastirildiginda ilgili sorusturma evrakinda süphelinin söyledigi dijital verilerin bulunmadiginin anlasildigi…’ Yani ‘kayip’. Yani ‘sorusturma dosyasina hiç girmemis’ görünüyor ya da ortaya çikacagi günü bekliyor bir yerde… (...)
Peki, belge gerçekten kayip mi? Ankara Adliyesi koridorlarinda dolasan bilgilere göre takipsizlik kararinin ardindan Avci’nin avukatlari dijital bellek içinde delilin teslim edildigi uyarisinda bulununca savci Türkaslan’a “öyle bir delil olmadigi” sözlü olarak söylenmis. Iddialara göre Avci’nin anlattiklariyla ilgili sorusturmayi yürüten savcilik makami, Türkaslan’a öyle bir dijital bellegin dosyada olmadigini söyleyince takipsizlik karari da o sekilde yazilmis. Ancak takipsizlik kararinin çikmasinin ardindan Avci’nin avukatlarinin basvurusu üzerine de bu kez dijital bellekteki dokümanlarin çözümlerinin yapilarak dosyaya konuldugu bilgisi verilmis. Adli emanete alindigi söylenen dijital bellek de, Avci’nin avukatlarinin iade edilmesi talebine ragmen kendilerine teslim edilmemis. Yani bir varmis bir yokmus.” (sayfa 23-25)
Bu uzun alinti kitapta haber degeri öne çikan bölümlerin basinda geliyor. Kitabin diger bölümlerinde ise Ahmet Sik hem dava dosyasinin analizini yapiyor, hem cezaevi sürecinde yasadiklarini anlatiyor, hem de diger kritik davalari da kendi yasadiklari üzerinden tartisiyor.

NEDEN PUSU?

Sik, kitabina neden ‘Pusu’ adini verdigini de söyle anlatiyor: “...düsüncelerimi bölük pörçük notlar halinde yazarken basimdan geçenleri anlatacak en uygun sözcügün ‘pusu’ olduguna karar verdim. Bir devlet fitnesi, bir devlet pususuydu bu. Kitaba bu adi vermemde usta kalem Çetin Altan’in zaman zaman yazilarinda vurguladigi gibi bu ülke topraklarinda düello degil pusu kültürünün egemen olmasi da etkili oldu. Nedenini açiklamayi da ona birakiyorum o halde: ‘Aristokrasinin egemen oldugu dönemlerde; seref de serefsizlik de nutuklarla degil eylemlerle kanitlanir. Örnegin bir düello davetinde, davetten kaçan serefsiz sayilirdi… Türkiye’de hiçbir zaman bir düello gelenegi olmadi; beylik deyimle bizim kültürümüzde, sadece pusu gelenegi vardi…’ ” (sayfa 13)
358 sayfadan olusan kitabin 79. sayfasinda Ahmet Sik’in dava dosyasindaki hukuksuzluklarin analizi basliyor.

KAFKAESK TUTUKLULUK

Sik, ‘kafkaesk tutukluluk’ olarak adlandirdigi tutuklulugun nasil bir delil anlayisina dayandirildiginu söyle anlatiyor:  “Tutuklanmama neden olan su gizli delilleri bilmiyorum. (Iddianame hazirlaninca da ortaya çikti ki böyle deliller yok.) Odatv ile aramda bag kuran tek delil ise içinde adimin geçtigi birkaç satirlik, imzasiz, kimin yazdigi bilinmeyen bir word belgesi ile Ulusal Medya 2010 dokümani oldu. Hâkimin o afili tutuklama kararina gerekçe olanlarin tümü bunlardan ibaretti.
Kitabimin bir kopyasinin Odatv’ye nasil gittigine iliskin bilgim olmadigini ve savciligin bu konuyu arastirmasini talep ettigimi de belirtmem gerekiyor. Aramizda hiçbir telefon konusmasi, elektronik haberlesme ve yüz yüze irtibat olmayan, siyaseten de farkli kutuplarda oldugumuz bu kisilere kitap taslagimi neden ve nasil gönderildigini ben de merak ediyorum. Ama savci ve hâkim hem Odatv çalisanlarinin hem de benim Ergenekoncu oldugumdan emin. Yani Odatv çalisanlarinin terör örgütü üyesi olduklari varsayimina, benim de bu kisilerle iliski içinde oldugum varsayimi üzerinden Ergenekoncu oluverdim. Peki ya delil? O da zihniyet polisligi olsa gerek.” (sayfa 80)

KOZINOGLU, IDDIANAME VE `DELILLER`

Kitapta genis yer bulan bölümlerden birini de, cezaevinde yasamini yitiren ve Özel Harp Dairesi kökenli eski bir asker olan MIT’çi Kasif Kozinoglu ile ilgili bölüm olusturuyor. Sik, bu bölümde söyle diyor: “Bu bölüm yillarca devletin belki de “pis islerinin bir aktörü oldugu” düsünülen ve bu nedenle tutuklanmasi ‘olagan’ karsilanan bir isimle, MIT’çi Kâsif Kozinoglu’yla ilgili. Bir nevi, dosyasindan görebildigim kadariyla kendimce savunmasi Kozinoglu’nun. Iki nedeni var. Birisi Odatv sorusturmasinin ne kadar abesliklerle dolu oldugunu göstermesi. Bir digeri de kurulan tezgâhla atildigi cezaevinde kendini savunma imkâni dahi bulamadan ölmesi. Açik söyleyeyim Kozinoglu’nu tanisaydim sevecegimi sanmiyordum. Ama bu, yasadigi haksizligi anlatmama engel degil. (...) Öte yandan Kozinoglu’nun geride biraktigi bir esi ve ömrü boyunca adini tasiyacagi bir oglu oldugunu da, bir ise yaramayacagini bilsem de ‘medya cellâtlarina’ animsatmakta fayda var.” (sayfa 143-144)
Kitap iyi bir gözle okundugunda titiz bir gazetecilik çalismasina ek olarak sosyalist bir bakis açisinin zemin olusturdugu muhakeme yetenegi dikkati çekecektir. Türlü derin iliskileri ‘ters köseye’ savrulmadan ve dik durarak analiz eden Ahmet Sik, Kozinoglu bölümünde de ‘artik gözden çikarilmis’ bir ‘derin’ ismin tasfiye edilmesi sürecinde kullanilan ‘delil icat etme’ yöntemlerine dikkatimizi çekiyor. Bu bölümü okurken, Ahmet’i kendi durusuyla uzaktan yakindan ilgisi olmayan birinin dosyasini hukuki bakimdan irdelemeye iten ruh hali içinde ‘pusuya düsürülmüs’ bir gazeteci olmasinin payi da kanimca dikkate alinmalidir. Bu onda karsit kampta görülen birinin düsürüldügü ‘pusu’ya da kayitsiz kalmama gibi ‘etik’ bir sorumluluk duygusuna yol açmis.
Bugüne kadar pek çok gazeteciyi ‘pusuya düsürmüs’ olanlarin kendi ‘iç infaz’ hukuklarinin bir teamülü olarak görülebilecek bir vakaya ‘yesinler birbirlerini’ kayitsizligini asan bir gözle bakarak analiz etmek de dogrusu herkesin kolay cesaret edecegi bir is degil.  
Ahmet Sik kitabinda bir medya analizi de yapiyor. Sik, buna ek olarak, son MIT krizini de kitabinda tartisiyor. Kitap bunlarla da sinirli degil. Kitapta, müesses nizamin yeni sahiplerinin yönelimlerini anlamak açisindan çok boyutlu diyalektik bir analiz bulacaksiniz.
Ayrica Ahmet Sik’in, günlük gazete rutinin, dili mekaniklestirici etkisinden epey bir süredir uzaklasmis olmasinin etkisini de bu kitapta görmek mümkün. Edebi bir kivraklik ile gazetecilik zekasinin iç içe geçerek demlendigi keyifle okunan bir dil, kitabin her satirinda kendisini hissettiriyor.


UMUR TALU’NUN ÖN SÖZÜ ILE ‘SIK GAZETECI’

Kitabin ön sözünü de, Türkiye’de basin meslek ilkelerinin savunulmasinda özel bir yeri olan ve gazetecinin ‘sik’ olanindan anlayan bir isim yazmis; Umur Talu.
Talu’nun ‘Sik Gazeteci’ basligini tasiyan ön sözünden bir bölüm söyle:
Ahmet’in sikligi sadece soyadindan degil…
Her devirde ve her türlü “sakincali” damgasi yiyebilmesinden de geliyor.
Bu damgayi vuranlari sinir etmesinden; bu damgayi, nice güçlünün, kudretlinin, hakim mevkiin elinden yemeyi hak etmesinden geliyor.
Ezilenin, horlananin, dislananin, kovulanin, vurulanin yanindan bir gazetecilik elbet cilali duayenlerin dedigi gibi pek “objektif” olmayabilir ama; objektifini halkin yaninda konuslandirmak, mertliktir, sikliktir, insanliktir, gazeteciligin özündeki damardir.
Ahmet’i; Metin Göktepe Hakikati’ni kovalamis genç gazetecilerle ve “Hayata Dönüs” diye yutturulan ve nice itibarli, büyük, elbet özgürlüklere, insan haklarina pek müptela yönetmen ve yazarin kankalik ettigi Cezaevi Tufan Katliami sürecindeki tersine, inadina haberleriyle bildim.
O devirdeki “kanli objektif”i parçalayan gazetecilerden biri olarak.


ERGENEKON VE SUSURLUK’UN KARSILASTIRMALI OKUNMASI

Ahmet Sik, kitabinin, ‘Ergenekon Sorusturmasinin Genel Analizi’ basligini tasiyan bölümünde de, Susurluk ve Ergenekon süreci karsilastirilmali biçimde tartisiyor:
“Ilk zamanlar polis ve savcilik kaynakli sizdirma belgelerin yer buldugu medya araciligiyla estirilen havanin etkisiyle, ben de dahil olmak üzere azimsanmayacak bir kitle bir kez daha Türkiye’nin derin devletiyle hesaplasma için yeni bir firsat yakaladigini düsünmüstü. Önceki firsat herkesin bildigi gibi Susurluk sorusturmalariydi. Ancak kisa zamanda üzeri örtülüvermisti. Daha sonra Semdinli bombalamalari sirasinda ele geçirilen firsatin heba edilmesi ise Susurluk’tan daha hizli olmustu.
Inandirilmak istendigimiz, “Ergenekon’un bir derin devlet sorusturmasi oldugu” yalani ise zaman içerisinde sorusturmanin gelip dayandigi yerde anlasildi. Sorusturma malum cemaatin muhaliflerine yönelik bir sindirme, öç alma harekâtina dönüstü ve derin devletle hesaplasma amacinin olmadigi ortaya çikti. Zaten tam da bu nedenlerle Ergenekon sorusturmalari Susurluk sürecinde oldugu gibi bir toplumsal destekten yoksun kaldi.” (sayfa 220-221)


DOGAN ABI ILE KOGUS ARKADASLIGI

Ahmet Sik, kitabinda kogus arkadaslarindan birisinin Nedim Sener, digerinin de, Evrensel’in ilk döneminde birlikte çalistigimiz Dogan Yurdakul oldugunu anlatiyor:
“Meslege uzun yillarini vermis deneyimli bir gazeteci olan Dogan Yurdakul’un adini Nedim de ben de kitaplarindan biliyorduk. Dündar Kiliç’in biyografisi isiginda kabadayilar, mafya, derin devlet iliskisini ele aldigi ‘Abi’ ile Soner Yalçin ile ortak imzali ‘Reis’ ve ‘Bay Pipo’ kitaplarini begenerek hatta kiskanarak okumustum. Kisa dönem çalistigim Evrensel gazetesinde yollarimiz kesismis ama o Ankara temsilcisi, bense Istanbul’da muhabir olarak birbirimizden haberdar olmamisiz. Cezaevinde sohbet ederken çok da ortak tanidigimiz oldugu ortaya çikti. Çogu gazeteci elbet.”



  • Cumartesi 12.7 ° / 9.9 ° Orta kuvvetli yağmurlu
  • Pazar 11 ° / 9.1 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Pazartesi 9.5 ° / 6.5 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı