Bilmezdim, kuralina uygun ölümler de varmis meger bu ülkede, ögrendim.
Yasadiklarindan ögreniyor insanlar. Siddetin dozu azalmak bilmiyor. Egemen olan erkin eliyle, savasin dili barisin diline hükmediyor. Yani basimizda, içimizde, çeyrek asirdan fazladir süren bir savas, kuralina uygun biçimde sürüyor, sürdürülüyor. Insanlar ölüyor, öldürülüyor. Yeni nesiller, konusmayi unutup savasmayi hatirliyor; silahi, atesi, kani taniyor; zaferlerini, ötekinin üzerinden, sayica çok ölümlerle hesaplayarak sokak sokak kutlamayi ögreniyor...
Her sey kuralina uygun görünüyor. Ölüme bahsedilen deger, en az yasamin kendisi kadar kutsal hale geliyor. Nedenleri, niçinleri, nasillari unutulan kutsama törenleriyle, ortak yasamin zenginliginden giderek uzaklasiyoruz. Gerçegin aci dilini gögsümüze batirmayi her gün biraz daha unutuyoruz.
Her sey kurallar silsilesi içerisinde gelisiyor, ilerliyor, dönüsüyor. Israr ve inkâr atbasi gidiyor. Tarihe, sanki yalnizca bize aitmis gibi sanip notlar düsüyoruz. Adi Kürt, Ermeni, Rum olana yönelen inkâri bir hak saniyoruz.
Yasaklara boguluyoruz
Yeri geliyor, kuralina uygun biçimde, sözcük sözcük yasaklaniyor bir dil. Tehlikeli bulunuyor bebelerin kendi analarinin agzindan ögrendigi kelimeler. Kerpetenle söker gibi, çekip agzindan alinmak isteniyor. Tek tek yasaga boguluyor isimler; yasalar yapiliyor bunun için, ceza yasalari çikariliyor, sürgünler veriliyor. Ne de olsa her sey kuralina uygun görünüyor; usulüne göre isliyor mahkemeler ve rahata eriyor devletin savcilari.
Gün geliyor, kuralina uygun biçimde bosaltiliyor köyler, yakilip yikilarak. Üstelik bir degil, bes degil; onlarca ve yüzlercesi degil, binlercesiyle bosaltiliyor köyler. Geceleri, kursun sesleriyle geliyor talimatlar. Genç yasli, kiz kizan, yeni dogmus, çoluk çocuk; düsüyor yollara köylerin Kürt yoksullari... Bir gece ansizin bitiyor hayatlar. Geçmisleri, bir çirpida ellerinden aliniyor insanlarin. Sanki kadere dönüsmüs gibi hasretlik, sürgün hayatlar öznesi oluyor varoslarin.
Sorularin aglamakli dili tutuluyor; hangi yalan yüzyilin eseridir bu kural? Hangi tarih yazmistir böyle bir zalimligi? Hangi tiranin kirilasi eli yapmistir bu yasayi? Yazsan, her biri bir tarih, bir roman her biri, her biri insanlik adina bir utanç...
Aydinlarimiz, sanatçilarimiz; sehrin orta yerinde güpegündüz yakiliyor. Elini kolunu sallayarak geziyor mezalim aramizda. Kuralina uygun biçimde aranirken failleri, ikametgâhlarinda kendi eceliyle ölüyor katiller...
Iskence usulüne uygun yapiliyor. Hapishanelerinde, kasabalarinda tecavüze ugruyor bu ülkenin çocuklari, genç kizlari, kadinlari; kirli emelleriyle siraya giriyor; sivili, askeri, memuru, bürokrati... Itinayla hazirlaniyor adli tip raporlari. Kuralina uygun açiliyor hemen davalar; celseler birbirini takip ediyor, bitmek bilmiyor bir türlü mahkemeler. Failler, usulüne uygun biçimde aklaniyor.
Hep kuralina uygun geliyor ölümler; doklarda, silikozise batmis atölyelerde, gökdelenlerin naylon çadirlardan ibaret santiyelerinde. Haber degeri olmuyor artik tek tek ölümlerin. Kuralina uygun çalisiyor ajanslar; yüzlerimizde, ölümün soguk suretini tasiyarak topluca düsebiliyoruz ancak mansetlere.
Karanlik bir gökyüzü
Parasiz egitim istiyor gençler, birden teröre bulasiyor nasilsa sözcükler; ansizin bölünüveriyor ülkesi ve milletiyle devlet! Emniyet kuvvetleri tetikte, isik hiziyla çalisiyor istihbarat. Süratle isliyor yasalarimiz. Savcilar durur mu, kuralina uygun açiliyor davalar; hâkimler anlasmali, savcilara göz kirpiyor, karakolda gözalti, emniyette sorgu, hücre, hapis... Gelecegi karariyor gencecik çocuklarin.
Koltukaltlarinda ihale-emlak dosyalari, yüzlerinde maskeleri, kuralina uygun hazirlanmis demeçleriyle geliyorlar; cilveli suretleri siritiyor bürokratlarin televizyonlarda. Ajans ajans dolasiyor kinama haberleri; insan haklari askiyla kaleme alinmis bildiriler birbirini izliyor. Ve artik yasamayan canlar üzerinden yapiliyor cümle hesaplar...
Görüyorum; hep hararetli tartismalarin konusu oluyor ölümler. Heyecanli konusmalari duyuluyor vekillerin kulislerden. Arastirma önergeleri birbirini izliyor. Kuralina uygun komisyonlar olusturuluyor hemen; üst komisyonlar, alt komisyonlar, orta komisyonlar... Dahil olmak üzere komisyonlara hummali bir yaris. Siraya girmis, izdiham halinde milletin vekilleri! Öyle çok umurunda ki Roboski’de ürkek bir dolunayda asili kalmis ölü bir çocugun gözleri. Malum, ‘devlet sirri’ bütün bunlar, elbette kuralina uygun çalisacak bütün komisyonlar.
Bir ülkenin gökyüzü, bu kadar karanlik olabilir mi? Bu kadar göz gözü görmez, bu kadar zifiri... Oluyor! Bu cennet topraklari kusatan yapiskan karanlik, sinsi ve agir bir melanet gibi yavas yavas vicdanlara hükmediyor.
Yeni dogmus ay, isiltili ve ürkek, korkuyla bulutlara sokuluyor. Havada, kuralina uygun yaklasan bir ölümün soguk ve ugultulu sesi duyuluyor. Manyetik alanlar sifreli ölümler kusuyor gökyüzüne. Telsiz sesleri, serareler, jet motorlarinin gürültüleri... Durmaksizin birbiriyle yarisiyor. Talimatlar akiyor bir yerlerden bir yerlere... Ölüm emirlerini dogruluyor antenler. Ansizin, gümbür gümbür yariliyor gökyüzü ve alev akiyor göklerden; kir akiyor, duman akiyor, ölüm akiyor...
“Kuralina uygun bombaladik” diyor pasa!.. “Kuralina uygun!..”
Arsiz bir ölümün kirli sureti dolasiyor havada. Her yan ates, barut, yanik et kokusu, kemik ve kan; parça parça siyrilmis teninden bir sürü insan!.. Belli ki adi konulmamis daha böyle bir fiilin. Belli ki faili yok böyle bir ölümün.
Ama yine de çekincesiz beyan eyliyor pasa ve onayliyor koro halinde devletlü büyüklerimiz; “Kuralina uygun bombaladik” diyorlar...
Bir yanim tutulmus, agriyor; bir yanim parça parça. Kuralina uygun ölümler de varmis bu ülkede! Kuralina uygun öldürmüsler meger çocuklari; daha biyiklari terlememis gençleri, adi kaçakçiya çikmis köylüleri...
Bir kez daha anliyorum. Hayat, senden ögrenecek çok seyim var. Nasil bir ülkeyi reva gördün bana sen? Düsündükçe utaniyorum. Her sey kuralina uygun yapilmis meger bu ülkede, her sey kuralina uygun yürüyormus. Lakin her seferinde, kural tanimaz bir ates, büyüdükçe büyüyor benim de bedenimde. Akli melekelerim saskin, çildirsam yeri sanki, nedense hep aykiri bir akilla yasiyorum bu cihanda. Ve bir de, kuralina uygun atmayan bir cevahir tasiyorum sol yanimda...
(YUSUF NAZIM: Öykü yazari)