Menü Gazete Esenler
Hayber Gürsoy

Hayber Gürsoy YAZAR ONAY

Tarih: 24.01.2025 20:53

Bağ-Kur`un Kuruluş öyküsü

Facebook Twitter Linked-in

İlk genel müdür tayin olur…

Bina tamam, müdür tamam ama nasıl üye yapılacak, ona da çözüm bulunur. Bağ-Kur’a ticaret erbabının üye olması zorunlu kılınır. Bağ-Kur’a esnafın üye yapılması da kuruluşu kadar ilginçtir. Bu iş kahverengi gömlekli bekçilere düşmüştür. Kahverengi gömlekli mahalle bekçileri cadde sokak dolaşarak esnafı üye olmaya zorlarlar. Böylece Bağ-Kur’un kasalarında hatırı sayılır miktarlarda para birikmeye başlar. Bankalarda çuval çuval biriken paraların ne olacağı, ne işe yarayacağı bilinmez. Sadece para toplanır. Sistem nasıl çalışacak, yürüyecek? Bütün bunlar soru işaretleriyle doludur. Bir süre sonra bu sorunlara Genel Müdürü çareler aramaya başlar. Ne yapacağını araştırırken daha da şaşırır. Bu parayı ne yapacağı konusunda ne bir kanun ne bir yönetmelik vardır. Bunu ancak Başbakanlık ile çözeceğini düşünen gelen müdür, kafasında şekillendirdiği plan ve öneriler ile Başbakanlık`ın yolunu tutar. 

 Genel müdür plan ve önerilerinin dikkate alınacağı heyecanı, takdir edileceği duygusu ile o günün Başbakanı Demirel’in karşısına dikilir.

—Efendim Bağ-Kur’un kasalarında büyük miktarlarda paralar birikti. Bu paralar ile Bağ-Kur’lulara hastane ve benzeri sağlık tesisleri kuralım. Bağ-Kurlular da SSK’lılar gibi bundan faydalansın.

   Şaşkınlık geçirme sırası Demirel’dedir. 

—Biz Bağ-Kur’u kurduk ama kanununu çıkarmadık.   Bunu şu anki konjonktür nedeniyle de çıkaramayız.

—Bu kadar parayı ne yapacağız? Nasıl değerlendireceğiz efendim?

    Bankalarda faizin de düşük olduğu, bu nedenle faiz yoluyla değerlendirilmesi  cazip gelmez. 

   Demirel’in canı sıkılmıştır ve hemen orada ayaküstü ne yapılacağına karar verilir. İlgili organlarla konuşulmadan danışılmadan, devlet kurumlarında tartışılmadan anlık bir kararla o anda çözüm bulunur.

—O zaman şöyle yapalım, der

   Müdür heyecanla kendi planlarından birinin tercih edileceği düşüncesindedir. Pürdikkat Demirel’i dinler.

— Bu paraları Valilikler kanalıyla izin alan ikrazatçılara (tefecilere) vererek değerlendirelim.

   Müdür hayal kırıklığı yaşar, bu öneriyi desteklemese de çaresiz kalır. Beklediği ilgiyi göremeyen Müdür tedirginlik içinde geri döner. Devlet malı denizdir… Ve çok geçmeden valilikler eliyle ikrazatçılık belgeleri dağıtılır. Bu belgeleri alan ilgili ilgisiz herkes Bağ-Kur’da toplanan halkın parasını yatırıma(!) dönüştürmek için kuyruğa girer. Bu paralar dağıtılır. Bu belgeleri alıp Bağ-Kur’un içini boşaltanlardan kimileri bu paralarla 1.Levent girişindeki villaları, konutları yaparak batırırlar. Kimileri de bir daha ödememek üzere aldığı paralarla köşe dönerler. Bu olay devlet eliyle köşe dönücülük yaratılmasının tipik bir örneğidir.

   Bağ-Kur ‘un durumu içler acısıdır. Yasası daha sonra çıkarılmıştır. Devleti yönetenler, halkın parasını ikrazatçılara (tefecilere) dağıtıp batırmalarına göz yummuş, sonra da kötü yönetildiğini, emeklilere verecek parasının olmadığını bas bas bağırmış, devlet hazinesinden kaynak aktarıldığı, halkın parasının  Sosyal Güvenlik kara deliğini kapamaya harcandığından dem vurmuşlardır.   Dikkati çeken nokta budur. Daha kuruluşlarının başında sosyal güvenlik kuruluşlarının elindeki paraların nasıl çar çur edileceği, ona buna nasıl peşkeş çekileceği, devlet eliyle zengin yaratmanın koşullarının sağlandığı ortadadır.

 İşte gazete haberi.

 ‘Sosyal güvenlik sistemine son 17 yılda bütçeden aktarılan tutarın güncellenmiş değerinin, Ağustos 2010 sonunda 305,5 milyar dolar olan devletin brüt iç ve dış borç stokunu aşarak 352,2 milyar dolara ulaştığı bildirildi.

Ankara Ticaret Odası Türkiye`nin sosyal güvenlik sisteminin verdiği açıkların ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini araştırdı.

Yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığının finansmanı için söz konusu kuruluşlara (2006 yılından sonra da bu kuruluşları çatısı altında toplayan Sosyal Güvenlik Kurumu`na (SGK) 1994 yılından bu yıla kadar yapılan transferlerin kamuya getirdiği yükün Hazine`nin dış borçlanma faiziyle güncellenmiş değeri 352,2 milyar dolar olarak gerçekleşti.’

 ‘Şeker komasına giren hastayı `psikiyatri hastası` diye bıraktılar.Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde şeker komasına giren 28 yaşındaki Yasin Güraslan`a ilk müdahaleyi yapan özel PortClinik ekipleri, "Bize sara nöbeti diye teslim edildi. Verdiği cevaplar düzgün değil. Bakırköy psikiyatriye gidecek bir hasta" diyerek olay yerinden ayrıldı. Yarı baygın halde yaklaşık yarım saat yerde Bakırköy Devlet Hastanesinden gelecek ambulansı bekleyen Güraslanla ambulans gelene kadar havalimanı polis memurları ilgilendi. 23.12.2010 MİLLİYET’

Hedef sağlığı piyasalaştırmak olunca bu sonuçlar olağan hale geliyor.   Gün geçmiyor ki basından sağlık skandallarıyla ilgili haberler eksik olsun…
    Fıkra belki işin özünü özetleyecektir.

   Bir gün yolda yaya giden bir bektaşinin önüne bir atlı çıktı:

 —Baba" dedi, "bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?" 

Bektaşi yanıt verdi: - Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum. — Şunu öğrenmek istiyorum: Şu anda Allah ne yapıyor? Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş:

 — Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.

 — Neden? 

— Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan! Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam:

 —Hadi" demiş "söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?" 

Bektaşi: - "Ne yapacak" demiş, "atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor". Ve çalakamçı uzaklaşmış. 

Veriler durumun çarpıklığını ortaya seriyor.

 İlaca ayırdığı (milli gelirin %1,7 si)  kaynak bakımından 1 inci, koruyucu sağlık hizmetlerine ayırdığı payla (%2,6)sonuncu sıralarda, özel sağlık kurumlarının payı ise 600 milyondan 4,4 milyar TL’ye çıkarak 8 kat artmıştır. Buradan olağanüstü artış gösteren sağlık harcamalarıyla iktidarın toplum sağlığına ne kadar önem verdiği gibi bir tablo çıkabilir. Ancak koruyucu sağlığa ayrılan harcamalarla tedaviye ayrılan harcamalar arasındaki fark bunun böyle olmadığını açıklar. Koruyucu sağlıkta sonuncu, ilaç harcamalarında ilk sıradayız. ‘AKP iktidarı döneminde kamu sağlık harcamaları 4 kat, SGK’nın sağlık harcamaları 5 kat, yeşil karttan yapılan harcamalarıysa 10 kat artmıştır. ‘

‘Oysa bu denge giderek bozulmakta, SGK ciddi açık vermektedir. SGK`nın açığı 2000 yılında 3.84 milyar dolardan, 2008`de 20 milyar dolara yükselmiştir. 2008`de devlet bütçesinden SGK`ya aktarılan kaynak 27 milyar doları geçmiştir. (SGK İstatistikleri, 2009`dan hesaplanmıştır) Bu tablo, özellikle AKP döneminde oluşturulmaya başlanan sağlık piyasasının finansmanının önemli ölçüde kamu dışı kaynaklarca karşılanacağının en net yansımasıdır. (BİANET)’

Sosyal güvenlikte ilk gelişme ABD’de olmuştur. 1935 yılında ABD Kongresi Kabul ettiği bir yasa ile Sosyal Güvenlik sistemi hayata geçirilmiş. Bizde de buna benzer kuruluşların hayata geçmesi önce askeri personel için 1866, mülki personel için ise 1880 yılında sandık şeklinde ortaya çıkmış. Hepsi birbirinden ayrı, farklı yapıda ve kuruluş yasalarıyla da farklı kesimleri kapsamına almıştır.1945 yılında kurulan İşçi Sigortaları Kurumu,1964 yılında “Sosyal Sigortalar Kurumu” olarak değiştirilmiştir.

 EMEKLİ SANDIĞININ DURUMU DA DİKKAT ÇEKİCİDİR.

Türkiye’de ise 1949 yılında Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak Emekli Sandığı kurulmuştur. Kuruluşuyla yatırım politikası belirlenmiş, sağlık dışı alanlara yatırım benimsenmiştir. Bu kararların nasıl ve niçin alındığını sonucuna bakarak görebilirsiniz.

Emekli Sandığı bir yandan otel zincirleri diğer yandan tatil köyleri, plajlar, otogarlar, İşhanları ve çarşılar kurmuştur. Hiçte üzerine vazife olmayan bir işe soyunmuş, patron konumunda kapitalist bir işletmeci gibi davranmıştır. Buna neden gerek duyulmuştur bilinmez. Neden üyelerinin sağlık sorunlarını çözecek yatırımlar değil de oteller, tatil köyleri, İşhanları, çarşılar? 

Emekli Sandığı yatırımlarına bir göz atınca durum daha iyi anlaşılacaktır.

Oteller; İstanbul Hilton, Büyük Tarabya,Maçka,İzmir Büyük Efes, Bursa Çelik Palas,Büyük Ankara,.. Stad

Tatil Köyleri ve Plajlar: Foça, Kuşadası, Bayramoğlu Tatil Köyleri, Tarabya Plajı

Otogarlar: Bursa Santral, Eskişehir Otogar

 İşhanları ve Çarşılar: Ankara`da Ulus, Ankara`da Anafartalar, Ankara`da Kızılay, Emek

 Ankara`da Anafartalar…

Çarşısı ve İşhanı: İstanbul`da Harbiye, İstanbul`da Karaköy İşhanı, İstanbul`da Serkldoryan

Bloku.

Hem mal sahibi hem işletmeci mantığıyla hareket edilmiş, çalışanların primleriyle meydana gelen müessese, kapitalist bir işletme şekline dönüşmüş; kazanma ya da iflas etme seçeneği önüne konulmuştur. Ama hep iflas seçeneği çalışmıştır. 

Bu yatırımların çoğu özel sektör ile yabancılara  kiralanmış, işletmelerin gelirleri %2,5 ile %10 arasında olmuştur. Kimi zamanda kar açıklamamıştır. En beceriksiz bir yatırımcı bile bu kar düzeyi ile yatırım yapmayı planlamaz.  Bu paralar herhangi bir bankaya yatırılsa bile %10’ların çok üzerinde gelir getireceği ortada iken büyük zararlar edilmiş, bir çiftlik anlayışıyla kaynaklar yönetilmiş, büyük tekellerin kar ve rant kapısı haline getirilmiştir.

Bu nasıl bir anlayıştır?  Bu yatırımlar, bu işletmeler üyelerin ihtiyacına mı yöneliktir? Bu yatırımlardan üyeler yararlanmadığına göre kimler yararlanmıştır? Emekli Sandığı bu yatırımlarla üyelerinin yaşamlarına ne gibi bir fayda, refah sağlamıştır? Bütün bunlara verilecek yanıt olumsuzdur.  

Bir gelir aracı olarak düşünülen ama çok ucuz konaklama tesisleri olarak siyasilerin karargahı haline gelen bu yatırımlar parlamenterler, bürokratlar ve devleti yönetenlerin istismarına açık hale gelmiştir. Üyelerinden kesilen primlerle alınan bu yatırımlar zarar ettikleri gerekçeleriyle 2000’li yıllarda kimi devredilmiş kimi de üç on paralara devredilecektir. Zarar haddini aşmıştır.

Fatura yanlış yönetenlere, istismar edenlere değil, o kurumun üyelerine kesilmiştir.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —