Hey gidinin gücük ayı otomatik makine gibi işleyip durdu. Gerçeğe ve geleceğe ulaştırıcının emrinde tırpanını vurdukça vurdu. Çarptı, yıktı, geçti. Tetik olduk, çektik ölümü şah damarımıza. Bu Şubat çok çektik çok...
Hayat memat çıkmazında kıyı köşe çıldırık dolaştı. Cıldırığın boynu üzüldü. Şarkı şimalı, sılası gurbeti öksüz kaldı. Yarenler yetim kaldı. Eğreti bacak ölüm meleğinin uykusu ortadan ikiye yarıldı. İşini hiç yarım bırakmadı. Ölüm gecelerin de uyunmaz bilirdik meğer gece gündüz uyunmazmış öğrendik. Nar gözlüye inat akıllarda beynelmilel diriliş ve dillerde durulmuş veda sözcükleri. En babalarımdan armağan, en babalara armağan anılar tükendi. Bu Şubat çok tükendik çok...
Bu şubat ölüm sanki cam gözlü bir gaybanaydı. Cam gözlerde parlak orak, kulplu çekiç. Nar gözlü gabarayı çaktı, resmen bize çalıştı. Bu Şubat çok öldük çok…
Hiçlik vakti gelip çattı, çat kapı kör kuyunun kapağı açıldı. Hiçliğin orta yerinde bir kara delik. Hep bizden birilerini yuttu. Günceleri ayıltan, ölüm şatosunu kuşatan akerga doğanı çığlığıyla çığ düştü. Sel haddini bilir, memat galip gelir. Ey ölüm gözlü bu Şubat haddini çok aştın çok...
Hiçliğin orta yerinde korkusuz yolcular misk kokulu hazlara bürünür. Nazlı ölüm olağanüstü dirençle karşılaşır. Gölgeleri çıldırtan içli bir şarkıdır yaşamak. Hiçlik aleminde cem etmenin bedeli, bam teline basıldığında ağırdan almak. Çok ağır güçlerimizi aldın bu Şubat çok...
Ahlar ulu orta başlar, bir ömür onur mücadelesi, kör kuyulara açılan yolları ışıtır. Sahte atmosferin süngüsü düştüğünde, kuru gürültü dağıldığında, parlamalar söndüğünde, hiçliğin içinden alnı açık çıkanlar sonsuzluğa kanatlanır. Ayakta ölmek işte budur. Bu Şubat canımız çok kanadı çok…
Bundan kelli her şubat ölümsüzlüğün gölgesi düşer akla. Ölümlerden ölüm beğenmezlere kutlu dava. Güccük beğ, Büyük aga insanlar; ‘İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar akşam ezanında ölürler. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler bilinmeyenler ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır…’ felsefesi güder. Onlarla hiçlik vakti ölmeye gör ‘Büyümek yarı yarıya ölmektir…’ zaten Büyüdükçe küçül ölümlerle diril gölgesinde bu şubat çok öldük çok...
Payına cennet meyvası ölüm alması düşenler, ölümün çıldırmış gölgesine hapsolur. Uzar anılar, zamana karışan evren zerresi azar. Altın varaklı köşkler, saraylar bir dokunuşta sapla samana karışır. Hatlar hiç karışmaz. Şamanlıktan bugüne ölüm şatosu meleği al tırpanı sallar. Öyle ki kalay, saray, duray dinlemez. Bu Şubat gözyaşımız hiç dinmedi. İmanıma dinime
çok ağladık çok...
Duvardan duvara ışıldar, 'kör karanlıkta parlayan raylar'. Kısa keser dansı kelebekler. Arılar peş peşe kaybolur. Dertli doğa, doğanın pençesinde kavrulur. Yaldızlı gökyüzünde yıldızlar karanlığa boğulur. Kara delikler yutar nahif parıltıları. Ve ne güzel günlermiş meğer o günler diye diye nefes kırılır. Bu şubat çok kırıldık, çok…
Tek kişiliktir ölümler ya hiç de öyle değil. Solo değil koro halinde can kaybedilir. Gerçi ölesi tendir. Ölümün bir ucu terk edilmişlik bir ucu hasretlik. Mantığın başladığı yerde biter yolculuk. Kızıl alev kavşaklar geçilir. Soluk soluğa dilsizliğin diline sıçrar tin. Zihni daraltan yalnızlık büyür. Su gibi geçip giden yıllar, acıtan anılar mührü tam alnın çatına vurur. Bu şubat tırpana çok vurulduk çok...
Tahta kapılar Balormana açıldığında, coğrafyaya alışır bahtsızlık. Kapı eşiğinden içeri gerçek boşluk. Boşluktan ibaret dünyaya, kozmik bilinç hükmeder. Hüküm kelamdır. Kale düşer, her kalemli zata zıtlıkların ahengi düşmez. Bu Şubat toprağa düştük, çok düştük çok…
Belleksel seçkidir, izli gizli duvarlara kazınan karanlığın gülü. Hasılatı hayat. Hasılası Şubat. Yazıt zıt renklerin uyumu. Ölüm uyumsuzluk. Ömür boyu sürecek sanılanlar tökezleyince, ömrün demi kesin mizan denkliği. Hayatın rengi, izan mizan çakışması. Çatışmaların temeli medeniyet meselesidir. İlim irfan açılımı gez, göz, arpacık veya tek bir adacık. Adacığa hapsolmuş ömür, öykünülen ömre adanmışlık. Ömür fizik ötesi bir yerlere kör bağlantıdır. Uzun yakarmalar, envaı çeşit dualar ömre ömür katmaz. Öyle dua yok varsa da kabul görmez. Görülenler görülünce hiçbir şey kar etmez. Ömür denilen şey tarihsel eylemlilik. Ve çok kısa. Bu şubat kıssaydık daha kısaldık, çok kısaldık çok…
Kıssadan hisse, ömür öyle bir deneme ki, bir dahası yok. Belki başlarken biter veya biterken başlar. Araya girenler iflah olmaz, asla sıraya girilmez. Pahada ağırdır ölüm. Vade dolduğunda gül diyarına tatlı bir tebessümle göçmek arzusudur, son arzu. Son nefeste kuruyan dudaklara bir damla sudur koskoca hayat. Her ölümlüyü kendine çeken sonsuzluk diyarında aşkla yanmak. Bu şubat yandık, çok yandık çok…
Ölgün esintileri bahara kavuşturmaya çabalayan bu Şubat, karanfil kokulu akşamlarda karanlık denizin dalgalarına sığındık. Bu Şubat eşime dostuma çok matem ayırdı, çok öldük çok…